|
Bugün yolda giderken fark ettim.
Herkesin ne kadar telaşı vardı. Dakikalarla yarışan profesyonel koşucular gibi birbirlerini geçmeye çalışan, bir taraftan saate bakıp, bir taraftan simitçiden börek, çörek almaya çalışan insanlarla dolup taşmıştı etrafım.
Sonra kafamı kaldırdım. Pencereden aşağı bakan birkaç insan…
Kendi kendilerine kim bilir neler düşünüyorlardı. Belki bugün değildi onları düşündüren. Bir türlü gelemeyen yarınlarıydı. Kimin korkusu değildir ki zaten. Kötüyse bugünün gerisi gelir diye düşünüp durursun; iyiyse bugünün, varsa biraz umudun işte o zaman bağlandın bu dünyaya. Hiç mi hiç gitmezsin artık. Bencilce yaşarsın, kimse umurunda olmaz. Ta ki kurduğun hayalin doğru olmadığını görene kadar. Kim nasıl gördüyse gördü. Ama görülen şey hep aynıydı. En çok para kazanan iş adamı, en zor denklemlerin bile üstesinden gelen ünlü bir profesör, biraz önceki simitçi, ben… Kimsenin hayır demeye, ben yokum demeye gücü yetmez.
Hani sonunu düşünen kahraman olamazdı? Her gün gazetelerde haberlerini okuduğumuz insanların sonu bizimkinden çok mu farklıydı? Biz okuyup da düşünemedik. Sonra da herkes kahramanı oldu mahvettiği hayatının.
Birkaç adım daha attım. Yerde, kaskatı taşların arasında yeşeren otları görünce belki biraz daha adım atmalıyım diye düşündüm. Hızlı olmalıydım. Her şey için çok geç olmadan varmalıydım dünyaya mahkûm olmayanların yanına.
Nazenin Hande SEZGİN
----
Oturuyordum sessizce düşünüyordum içimde fırtınalar kopa kopa seni kaybetmenin bedeli bu mu diye…O son sözü söylememeliydim bin pişmanım..“üzülmeyeceğim kadar değersizsin kaybolsan da fark etmez”..gözünden yaşlar akarken …Nasıl kıyabildim …çünkü vazgeçmiştin benden. Vazgeçmenin bedeli kaybetmek olmalıydı… Masayı kendime doğru çektim önümde bir kâğıt ve tükenmek bilmeyen dolma kalem ne yazacaktım bitmek bilmeyen nefreti mi yoksa her gün biraz daha küllenen sevdayı mı hangisi bitirebilir… Dolma kalemi ya da beni... Seviyorum var mı ötesi… Varmış… Yarın güzel olacak diye umutlanıp kendi kendime gülümsedim.
Bir an masadaki saat takıldı gözüme sabahın 5 i doğan güneşini izlemek için çıktım balkona denizin Maviliğine bakıp çayımı yudumladım..Ayşe teyzenin yaptığı çörekleri yerken seni düşündüm
Profesör Sami bey derdi hayat profesyonel bencillerin malikanesi diye…gerçekten öyle mi yoksa sadakatlinin köşkü mü yaşattığı sevda o orda mutlu mu..bazen vazgeçmek mi bencillik kaybetmek mi sadakat…
Hava epey soğudu penceremin önündeki iskemleye oturdum gazetemi aldım elime spor sayfasını açtım kaybetmiş bir takım hakemi suçluyor..haklılığı tartışılır..ama dikkatli olmak gerek kaybetmemek için bencil olmak değil..
Belki ben de bir takımım içimde ve seni suçluyorum yıllar saatler dakikalar saniyeler ne önemi var sen beni sana mahkûm ettin…
sen beni aşağılara ittin o kadar küçüldüm ki gözünde…benle birlikteyken dahi yalnızdın..
ayrı yeten…neyse boş ver..hayır gene de vazgeçemiyorum ..
Sonu sensizlik içinde kaybolmaksa, her gün sevdanın ateşiyle kalkmaksa bütün şarkılarda seni bulmaksa seni bir gün bulup kaybetmekse
Kaybederim ama asla vazgeçmem
Canan Sümeyra GÜN
-----
Yusuf futbola meraklı bir çocuktu. Zamanın çoğunu arkadaşlarıyla futbol oynayarak geçirirdi. Bu da ailesinin gözünden kaçmıyordu. Yusuf’daki bu istek ailesini tedirgin ediyordu. Onlar çocuklarının hayatını top peşinde koşarak geçirmesini istemiyorlardı. Onu ise dizginlemek çok zordu. Asi bir kişiliği vardı. Bazen öğle arası yemeğe bile gelmez, annesinin çantasına koyduğu börek çörek artık ne varsa onunla karnını doyururdu. Önceliği hep futboldu. Kendisine de çok fazla dikkat etmezdi. Vücudun da sayılamayacak kadar fazla yara izi vardı. En çok ise ayaklarındaydı. Bazen oyuna öyle kaptırırdı ki kendini saatin bile farkına varmazdı. Zavallı annesinin ise bütün akşamı pencerenin kenarında onu beklemekle geçerdi. Yusuf ise çok bencil bir çocuktu. Ailesi üzdüğünün bile farkında değildi. Ailesi söz dinletemiyor, o ise her söylenene hayır diyordu.
En son okuldan gelen bir haberle ailesi bir kez daha yıkıldı. Yusuf büyük bir kaza geçirmişti. Haber gazete de bile manşet olmuştu. Yusuf artık bir bacağını kullanamıyordu. Bundan sonra hayatını tekerlekli sandalyeye mahkûm olarak geçirecekti. Hem de bütün hayatını…
Yusuf için yarın yoktu. Her şey bitmişti. Çünkü futboldu onun her şeyi. Kazadan bir ay son okula dönen Yusuf eskisi kadar neşeli bir çocuk değildi. Ne arkadaşları ile konuşuyor ne de ders çalışıyordu. Ders dahi dinlemiyor ayrı yeten çevresindekileri de rahatsız ederek sınıfın huzurunu bozuyordu.
Bir gün ondan şikâyetçi olan arkadaşlarından ve öğretmenlerinden bir kâğıt geldi eve. Yusuf ‘u okuldan almak doğru değildi ama tek çözüm yolu buydu. Her geçen dakika onun için önemliydi. Zarar görmesinden korkuyordu ailesi de. Okulda yeterince yıpranıyordu zaten. Yusuf artık derslere evden devam ediyordu. Geçmişi hatırlatacak her şeyden uzaklaşmak onun için büyük bir değişim olmuştu. Derslerinde de gün geçtikçe ilerleme kaydediyordu. En çok sevdiği ders ise matematikti. Denklem çözmeye ise bayılıyordu. Bu durum ne ailesinin ne de öğretmenlerinin gözünden kaçıyordu. Yusuf herkesi şaşırtmayı başarmıştı. Bir dahi vardı karşılarında sanki.En çok da annesi seviniyordu buna.Öğretmenlerinin de desteği unutulmamalıydı tabi.Her biri alanında profesyoneldi.Buna sadece sevinen onlar değildi, Yusuf da bu durumdan çok memnundu.Profesyonel bir futbolcu olmak güzel olurdu ama şimdiki hayatını da çok seviyordu.
İlknur MARANGOZ
----
Yazamama
Birçok insan gibi siz de yazıp yazamayacağınızı düşüneceksiniz,“Acaba ben de yazabilir miyim” diye hayal edeceksiniz. Ümitleneceksiniz... Ama birden, bu yaşa kadar hiçbir yazı yazmadığınızı hatırlayacaksınız. Ümidiniz kırılacak ve daha başlamadan vazgeçmeyi düşüneceksiniz.“Hem konuşmak varken yazmaya ne gerek var” diye kendinizi avutacaksınız. Boş vermişliğin yalancı rahatlığına aldanıp yazma fikrini unutmak isteyeceksiniz. Biri size “yazabileceğinizi” söylese, dönüp ona acı bir tebessüm edeceksiniz.“Elbette yazabilirim” diyecek ama buna siz dahi inanmayacaksınız. Ama bir gün...“Neden olmasın ,neden!” diye cesaretinizi toplayacaksınız.Küçük de olsa bir iki cümle yazmayı deneyeceksiniz.İstemeye istemeye özensiz bir kağıt alıp yazmaya başlayacaksınız,Anlamsız bir iki kelime yazacak, sonra sıkılacak ve kelimeleri karalayacaksınız.Ve sonunda “Galiba başaramayacağım” diyeceksiniz,Kalemi bırakıp devam etmeyeceksiniz.Hayalleriniz boşa çıkacak, ümidiniz kırılacak.Şunu unutmayın ki, böyle vazgeçtiğiniz sürece asla yazamayacaksınız.
Orhan HÜLAGÜ
-----
Peki Ya ?
Belki de onun için en iyisi buydu. Kendini böyle avutuyordu. Bazen bencilce davrandığını düşünüp bunun acısıyla ıstırap çekiyor, bazense hiçbir şey umurunda olmuyordu. Hayır, canı yanmıyordu; adeta içi parçalanıyor, vücudunun her yerinden ayrı bir parça kopuyordu. En başta da kalbinden. Artık saatler geçmez olmuştu onun için. Zaman o kadar yavaş akıyordu ki, yarın hiç gelemeyecekti sanki.
Genç değildi artık, genç hissetmiyordu. Zaman değil, yaşadıkları bu hale getirmişti onu. Yaşıyla içindeki kişi uyuşmuyordu. İçindeki kişi yorgundu. Mutsuz, hiçbir heyecanı kalmamış.. Yaşıyla vücudu da örtüşmüyordu. Yaşadıkları bir başka kadın yapmıştı onu. Artık yüzünde çizgileri vardı, çökmüştü, ne zaman aynaya baksa gördüğü tek şey acı çeken bir yüzdü.
Ev boş.. Uzun zamandan beri, yani o gittiğinden beri. Her şey bıraktığı gibiydi. hala onun sevdiği börek, çörekleri yapar, tenceredeki yemeğin bir kısmını onun için bırakırdı. Onun kıyafetlerine hiç dokunmamış, yastığını dahi değiştirmemişti. onun kokusunu bir kere daha duymak için nelerini vermezdi ki.. İşte bir umut, ondan kalan eşyalardan. Sağa sola dağılan kıyafetler, sorsan hiç biri umurunda değil. Ona ait şeylerden başka hiçbir şey dikkatini çekmezdi. Aklındaki sorulardan etrafını görmezdi zaten. O gittiğinden beri ortaya çıkan sorular. Neden, nasıl ve daha fazlası.. Eğer yarın çıkıp gelse, ne yapardı? Bu tüm soruları mı sormaya çalışırdı? Kızar mıydı, ağlar mıydı? Belkide söyleyeceği tek şey "özledim" olurdu. "Hemde çok.."
Her şey o kadar karışıktı ki, kafasındaki sorular çözülemez bir denklem haline gelmişti. çok bilinmeyenli bir denklem. Evet, bilinmeyenlerle dolu bir problem. Ayriyeten de daima cevapsız kalacak bir denklem. Kimsenin çözemeyeceği; ne bir mühendisin ne de bir profesörün..
Aşağı yukarı bir yıl geçmişti. Ama hala pencere kenarında beklerdi. Bir gün gelecek umuduyla. Kimseyle muhatap olmaz, sadece dışarı odaklanırdı.
Ve bir de telefona..
Köşedeki koltuğa oturdu. Her zaman yaptığı gibi eskileri düşünmeye başladı. Birlikte geçirdiği zamanları, tüm anıları. Gittikleri maçlardaki sevinçleri, hakemin kararı yüzünden çıkan anlaşmazlıkları. Evde bozulan aletleri tamir çabası, çaba sonucunda artık şarj bile edemiyor duruma gelmesi, buna bağlı çıkan küçük tatlı kavgalar. Kızardı hep, yapamadı daha da bozdu diye. Ama bunları bile özlemişti. Dedi ki; "Bu sefer kırmayacağım onu, ne olursa olsun."
'Bu sefer' demişti; evet demişti, çünkü biliyordu geleceğini. Gelecek ve her şey yeniden güzel olacaktı. Her şeyden çok inanıyordu buna. İnanıyordu çünkü tutunacağı tek şey buydu.
Sonra anılar birden karardı. Tüm ışıklar kapandı. O güzel anılar yerini o lanet güne bıraktı. Bir sessizlik çöktü. Bir yas, bir karanlık. Kâbe’nin örtüsünden de kara. Her şeyin bittiği o gün. Onun için cennetin cehenneme döndüğü gün.
Korkmazdı karanlıktan. Ona bakmayayım, onu görmeyeyim ama benimle olduğunu bileyim yeter derdi. Yetmedi.. Onunla değildi çünkü. Karanlıkta yapayalnızdı. 'O' yoktu. Onunla her şeyin üstesinden gelebilirdi, ya şimdi ?
Artık her şey katlanılmaz olmuştu onun için. Onu teselliye gelenleri duymaz olmuştu. Gerek de yoktu zaten duymaya. Tek dedikleri "Nasip değilmiş", "Boş ver" ya da buna benzer şeyler. Hah ! Ne anlarlardı ki onlar? Ona göre böyleydi. Duracaklardı bir gün, konuşmayı keseceklerdi. Teselli etmeyeceklerdi. Varsın etmesinler, onun da istediği buydu.
Şimdi daha da özlemişti onu. En çok da sarılmasını ve kokusunu. Meğer ne kötüymüş özlem. En profesyoneli bile yenik düşerdi bu duyguya. Unutamamak.. Unutamamakla gelen özlem. Onu düşünmek, onu yaşamak..
O değil de en kötüsü dönmeyeceği gerçeğiyle baş başa kalmak. Aşk, özlem.. Tüm duygularının karşılıksız kalacağını bilmek.
Kağıdı katladı. Elinden usulca bıraktı. Kağıt rüzgarla birlikte savrulurken, ona ait son şeyi de hayatından çıkarmıştı. Artık ona ait hiçbir şey kalmadığını farketti.
-Hayatımın her köşesinden çıkardım.
Diye düşündü.
Geriye kalan tek soru şuydu ki;
Peki ya kalbinden?
Beyza KUŞÇU
---
BİR YARIN İSTİYORIM!
Bir yarın istiyorum…
İyiliğin hakem olduğu, kötülüğün ırak durduğu…
Bir yarın istiyorum…
Dünün gıpta ettiği, bugünün dahi özendiği…
Bir yarın istiyorum…
Zağnos Dağı kadar yüce, ve yağmur yağsın sağanak sağanak, serince…
Bir yarın istiyorum…
İçinde ağlamak, yürek dağlamak, ve kara bağlamak olmasın…
Bir yarın istiyorum…
Ki o günde her insan mütevazı bir dahi edasında olacak,
Gökyüzü tevazusundan yeryüzüne inecek,
Ve bu sayede bütün ağlamalar dinecek…
Bir yarın istiyorum…
Dağlarda çiçekler açacak özgürce,
Ovalarda bülbüller ötecek gönlünce, hürce…
Bir yarın istiyorum…
Sağırlara bağırılmasın,
Kağıtlar için ağaçlar feda edilmesin…
Emrah KAYA 21/05/2009
ZAMAN
Annesi nicedir bekleyedursun onu, kendisi, kocaman adımlar atıyordu geleceğine.. Biliyordum ki, bundan sonra, hayattaki rolünü daha güzel oynayarak, çevresindekileri şaşırtacak, hayata gülümseyebilecekti. Zaten içinde kaynayan güce karşı daha çok savaşamayacağını o da pekâlâ biliyordu. Eşyalarını yükleyen adama, ücretini ödeyerek bana dönmüş ve (benim için endişelenmeyin, sorunlarımla baş etmeyi öğrendim ben bunu da çözeceğim,) demişti. Yaşamı boyunca ona olan inancımı koruyacağımı bildiğinden güvenle yürüdü yarınlarına. Umutlarını sekteye uğratan, olaylarda içimdeki sesi dinleyeyim mi, dinlemeyeyim mi dese de, kendini toparlayacağı o kadar açıktı ki o gün bile.
Dün gibi hatırlıyorum, gittiği yola ardından günlerce bakıp duracağımı, onun uzun süre kaybolacağını, neden sonra mektubunun geleceğini, mektubundaki (Çok düşündüm daha fazla susayım mı yoksa artık susamayayım mı sesine diye) diyen satırlarını annesine okuyacağımı.
İşte böyle, ben o günleri tekrarlayadurayım, olayların üzerinden yılların geçtiğini şimdi daha iyi anlıyorum çünkü zamanın süzgeci işliyor kimi detaylar anımsanmayabiliyordu.
Uygar hn_02.06.2009
|
|
|
KONU 1
(MEKANİK – DİYAFRAM )
MEKANİK
Dilimiz ünlüleri hariç tutarsak diğer tüm seslerin çıkarılmasında mutlaka kullandığımız çok önemli bir ses organımızdır. “ a, e, ı, i, o, ö, u, ü” den oluşan ünlülerimiz dilimiz sabit dururken seslendirilmeleri mümkündür. Sadece farklı ünlülerde çene ve ağız içinin aldığı pozisyonun değişimine paralel olarak değişik pozisyonlar alabilir. Ancak dil özellikle bazı seslerin çıkarılmasında en önemli fonksiyonları icra eder.
Dil ağız içinde çok rahat hareket edebilmelidir.
Dilin ön alt dişlerin köküne, ön alt dişlerin üst bölümüne, ön alt dişlerin köküne, kıvrılarak üst dudağa dokunabilmesi gerekir.
Dilin ucu rahatlıkla kasılabilmeli ve kıvrılabilmelidir.
Dilin ağız içinde sağ ön ve arka yönde sağ ve sol yönde veya ucundan kıvrılarak geriye doğru hareketi rahat olabilmelidir.
Dil kaslarının dilimize rahat bir şekilde hâkim olmasını sağlayamazsak özellikle dilimizi kullanarak çıkardığımız seslerin bozuk çıktığı görülür.
Türkçe dil tembelliğinin en fazla olumsuz etkilendiği sesler: “ c, ç, d, j, l, n, r, s, ş, t, z”
Bu seslerin çıkarılmasında güçlük çekiliyor ise dil egzersizleri üzerinde yapılacak çalışmaların artırılması gerekir.
DİLİ GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI
Aşağıdaki alıştırmaları dilinizi yöneten ağız içi kaslarınızı iyice yoracak kadar uzun süre ve abartılı olarak tekrar ediniz.
Dilinizi ağzınızda sakız çiğner gibi hızla çiğneyiniz.
Dilinizi ağzınızın içinde çenelerinizin dışından dudaklarınızın altından dairesel hareketlerle hızla dolaştırınız.
Dilin ucunu ön alt dişlere dayandırarak ağız içinde köklerden ileri geri hareket ediniz.
Dilinizi iyice dışarı çıkarınız. İterek uzun süre dayanınız.
Dilinizi yuvarlatıp daralttığınız dudaklarınız ve çenelerinizin arasından içeri-dışarı hareket ettiriniz.
ÇENE
Güzel konuşmada çenenin rolü çok önemlidir. Tüm dillerdeki harfler çenenin kullanımıyla seslendirilir. Konuşma esnasında çene hızla birbirinden farklı hareketleri ard arda gerçekleştirmek zorundadır. Çene açılır, daralır, genişlenir. Alt çene ileri ve geri hareket eder. Ağzımızın üst bölgesinde bulunan dişlerin bağlı olduğu kemik yapısı sabittir. Dolayısıyla tüm bu hareketler alt çeneyi yöneten kaslar tarafından gerçekleştirilir.
Çenemizin kullanımında sorunlarla karşılaşabiliriz. Çene kasları geliştirilmemiş ve kondisyonsuz olduğunda değişik hareketleri düzenli olarak ve sorunsuz bir şekilde yapamayız. Bu durumda bazı çene hareketleri kaybolur ve bu kayboluş seste de kayıp oluşturur. Diğer bir önemli sorunda çene darlığıdır. Türkiye toplumunda yaygın bu çene darlığı olduğu söylenmektedir. Dar çene açık ve yuvarlak sesleri bozuk seslendirir. Örneğin “aa”, “ıı” şeklinde anlaşılabilir. Eğer çenemizi yeterince sağlıklı kullanamıyorsak tüm seslerin çıkarılmasında sorunlar yaşayabiliriz.
ÇENE ÇALIŞMALARI
Bu alıştırmalarla çene açıklığını sağlama ve çenemizin her hareketi rahatlıkla yapmasını temin etmeyi amaçlar. Bütün egzersizleri aşırı abartı ile gerçekleştiriniz.
Elinizi alt çenenize dayayarak “çak çak” diye bağırın. Aşağıya itilen çenenizin yukarıya itilmesini sağlayın. Böylece çenenizi iki elinizin içi ile yanak kemiklerinize masaj yapın. Avuçlarınızı alt çenenize doğru çekip çenenizi açın.
Yumruk yapılmış ellerinizi iki ellerinizle çenenizin altında bastırın. Alt çenenizi açın, başınızı geri itin ve alt çenenizi kapatın. Tekrar çenenizi açın ve başınızı daha geriye itin. Tekrar yapın.
Çenenizi hızla iyice açıp kapatın, hızlanın.
Çenenizi hızla ileri, geri hareket ettirin.
Çenenizi dairesel hareketlerle hızla döndürün.
DUDAK
Dudakların kullanılmaması durumunda bazı seslerin çıkarılması kesinlikle mümkün değildir.
Dudak tembelliği olan kişiler özellikle dudakların kullanımıyla seslendirilen seslerde sorun yaşarlar. Türkçede ağırlıklı olarak dudağın kullanımına dayandırılan sesler şunlardır:
“ b,m,f,o,ö,p,u,ü,v” bu seslerde bulanıklık veya anlaşılma güçlüğü oluşturan bir konuşma biçimine sahipseniz bunun mutlaka dudak tembelliğinden kaynaklandığını düşünebilirsiniz. Bununla birlikte dudaklar diğer seslerde de belli pozisyonlar alırlar. Bu yönüyle “ı, i” gibi sesleri çıkarırken dudak olmaksızın da seslendirilebilirler ama istenen kalitede seslendirilmeleri mümkün olmaz dudak egzersizleriyle dudak kaslarımızın istenen her hareketi dudaklarımıza rahatlıkla yaptırmasını sağlamamız gerekiyor.
DUDAK ÇALIŞMASI
Nefesinizi ağzınızdan kuvvetle verirken “Poff” deyin. Hava dudaklarınızı basınçla itsin. Basıncın dudak kaslarınızı şiddetli zorlamasını sağlayın.
Sıkı sıkı kapalı ve dişlerinize yakın –çeneniz kapalıya yakın- tuttuğunuz dudaklarınızdan üflediğiniz havanın dudaklarınızı kuvvetle üfleyerek çıkmasını sağlayın.
Dudaklarınızı kapatıp ileri uzatın ve dairesel hareketlerle hızla döndürün. Aşağı yukarı, sağa sola hareket ettirin.
Çenenizi kapatıp hızla “mı, mo, mı, mo” deyin. Ardından aynı şekilde şu sesleri tekrar edin “ fe, ve, pe, be, u, ü, o, ö” abartı yapmanız ve dudak kaslarınız yoruluncaya kadar çalışmayı sürdürmeniz önemlidir.
Bir kalemi yatay olarak dudaklarınızda tutup “ Benim memleketim. Bir ben vardır bende benden içeri” deyin. Dudaklarınız iyice yorulduğunda dudaklarınızı gevşetin ve kapalı tutarak havayı dışarı itin. Hava püfürdeyerek, dudaklarınızı titreştirerek dışarı çıksın.
DİYAFRAM
SOLUMA
Doğru soluma diyaframdan yapılmalı, nefesin verilmesinde gırtlak değil, karın kasları kullanılmalıdır. Diyaframdan mükemmel soluma yapılamadığında ve nefes diyaframdan kontrol edilmediğinde sesin güzel çıkışı imkânsızlaşır. Göğüs boşluğu nefes alırken, aşağıya, dışarıya veya yukarıya hareket ettirilebilir. Diyaframatik soluma aşağıya doğrudur. Diyaframatik soluma yapıldığında ciğerlerin alt lobları etkili kullanılır ve ciğerlere en az % 50 den fazla oksijen alınır. Kapasitenin altında oksijenle yapılan diğer solumalarda ses bozuk, kontrolsüz ve kesintili çıkar. Nefes kontrol edilmediğinde ses çok fazla hava harcar. Konuşmacının nefesi tıkanır. Konuşmada dengesiz duraklamalar, tutukluklar oluşur.
DİYAFRAMDAN SOLUMA
Akciğerlerimizi aşağıya doğru doldurarak nefes alabilmektir. Bazıları nefes alırken tam tersine bir hareketle karınlarını da içeri çekmektedir. Oysa nefes alınırken karın dışarıya itilir, verirken içeriye çekilir.
ALIŞTIRMALAR
Diyaframdan doğru soluma akciğerimizin alt loplarını etkin şekilde kullanmak suretiyle kaburga kemiklerinin alt hizasından dışarıya itilecek şekilde nefes alabilme çabasıyla başlar.
Önce çok derin olmak üzere üst üste 2-3 soluma yapın.
Göğüs kafesiniz ve omuzlarınız yukarıya doğru kalkıyor ise hatalı nefes alıyorsunuz.
Düz bir zeminde sırt üstü uzanın. Hızlıca ve kısa aralıklarla ağzınızdan soluyun. Nefes alırken, göğüs kafesinin bittiği yerden karından gözlemlenen bir hareket var mı?
Ellerinizle göğüs kafesinizin üstüne bastırın veya bunun için başka bir yardımcı kullanın.
Aynı solumayı göğsünüzün alt kısmına doğru yapın. Hala diyaframdan nefes almayı başaramadıysanız;
Sırt üstü düz bir şekilde uzanmış bir şekilde nefesinizi tutun. Bu halde karnınızı içeri çekin ve dışarı itin.
Nefes almadan bunu gerçekleştirebiliyor musunuz?
Cevabınız “ evet” ise şimdi nefes alırken karnınızı dışarı itin, verirken karnınızı içeri çekin.
DİKKAT!
Her zaman bilinçli olarak nefesimizi kontrol edemeyiz. Alışkanlık kazanıncaya kadar 5 hafta boyunca bu çalışmaların yapılması gerekir. Başarılı olabilmek için midemizin her yemek sonrasında üçte birinin boş olması gerekir.
DERİN SOLUMA
Nefesiniz alabildiğince derinleşecektir. Göğüsten nefes alanlar için derinlik zayıftır. Derin derin nefes almaya çalıştıkça akciğerlerin kapasitesi artacak ve daha fazla havanın kullanılması mümkün olacaktır. Göğüsten solumaya devam ettiğiniz da soluma derinliğinizi arttıramazsınız.
DERİN SOLUMA ALIŞTIRMALARI
Nefesimizi alış veriş ve tutuş zamanımız 2 saniyede almış isek 8 saniye içimizde tutacağız ve 4 saniyede vereceğiz. Bu şekilde derin nefes alınız. Nefes aldığınızda akciğerlerinizi zorlayınız, son haddine kadar alınız ve tutunuz. Yavaş yavaş veriniz.
DİKKAT! BİR SEANSTA 10 DEFADAN FAZLA YAPMAYINIZ!..
Derin soluma çalışmasını sabah erken ve akşam saatlerinde 10’ar defa yapınız.
Başlangıçta ciğerleriniz ideal miktarda büyüyemez. Devam ettikçe her defasında kapasitenin daha iyi kullanıldığını göreceksiniz.
SOLUĞU DİYAFRAMDA TUTMA
Özel bir eğitim almamış olanların çoğu derin nefesi gırtlaklarını sıkarak tutmaktadırlar. Gırtlak tamamen açık ve gevşek olduğu halde karın kaslarımızın yardımıyla havayı içeride tutabilmeliyiz. Eğer gırtlağı sıkarak havayı tutarsak gırtlak çabuk yorulur, ses bozulur, nefes hemen boşalır ve yetersiz kalır.
SOLUK TUTMA ALIŞTIRMALARI
Derin nefes alın. Nefesinizi bekletin. Beklerken gırtlağınızın gevşek ve boş olmasına dikkat edin. Öylece dayanabildiğiniz kadar dayanın.
Derin nefes alın ve gırtlağınızı açık tutun. Kısa ve kesik soluma yapın. Akciğerleriniz dolu iken sık sık çok az miktarda nefes alıp verin. Bunu yaparken karın bölgenizdeki hareketleri gözlemleyin.
Derin derin nefes alın, parmağınızı dudaklarınıza çok yakın tutun ve hafifçe üfler gibi yapın. Çıkan havanın oluşturduğu hafif ısıyı hissedin. Havanın mümkün olduğu kadar yavaş çıkmasına ve bu arada gırtlağınızın iyice gevşek olmasına dikkat edin!
Aynı çalışmayı mum ateşi önünde yapın. Dudaklarınıza yakın tuttuğunuz mum ateşine hafifçe üfleyin. Nefesinizin mumu söndürmemesi gerekir.
Derin nefes alın ve “Pa Pa” sesini düşük sesle mümkün olduğu kadar az hava harcayarak mümkün olduğu kadar uzun süre tekrar edin.
Sesinizi yükseltin ve aynı çalışmayı yüksek sesle yapın.
Bu sesi kalın, orta ve ince sesinizle yapın.
HER DENEMENİZDE GEÇEN SÜREYİ ARTTIRIN!
İKTİSATLI SOLUMA
Soluk vermede; ateşi üfler gibi, hayretle, havlar gibi
Soluğun (s) ünsüzü ile kesintisiz, gürültülü, kuvvetli bir şekilde verilmesi gerekir.
Sssssssssssssss: s-s-s-s-s-s-s-s-s, sssss-sssss-sssss-, sss-ssss-s-s-s-
Her cümleyi bir solukta okuyun!
Ör:
Sevgi merkezli hislerin vücudun bio-kimyasal yapısında yaptığı değişiklikleri ortaya çıkarmaya dönük bir yığın araştırma yapılmıştır. Dar anlamda beşeri sevginin, güven duygusunu artıran endorfin hormonu salgısını çoğalttığı, yüksek heyecan ve sevince yol açan emphetamin salgısını körüklediği gözlenmiştir. Los Angeles Psikiyatri Entitüsü’nden Mark Gaulstan’a göre, gerçek sevgi endorfin hormonuyla teessüs etmekte ve hakiki şefkat belirtmektedir. Bu işte özellikle örnek olarak anne- çocuk ilişkilerinin şefkat merkezli şekillenmesinde oxytocin maddesinin geliştirdiği “bağlılık ve sokulma” duygusunun büyük rol oynadığı anlaşılmaktadır.
|
|
|
KONU 2: SES - NEFES
Güzel ve etkili konuşmada önemli bir konu sesin mükemmel çıkışıdır. Sesin mükemmel çıkışı ses çıkışı ile nefesin kullanımı arasında başarılı bir uyum oluşturulmasını gerektirir.
DÜZGÜN SESİN 4 TEMEL ÖZELLİĞİ VARDIR
İşitilme düzeyi (Yükseklik)
Sesin hız düzeyi
Hoşa gitme (Tını düzeyi)
Değişirlik / Bükümlülük düzeyi
İŞİTİLEBİLME
Normal ses kalabalık kitlenin en uzağına ulaştırılacak kadar yüksek çıkmalıdır. (Ancak yüksek ses bağırmaya dönüşmemelidir)
Konuşma yaptığınız topluluğun büyüklüğünü dikkate almalısınız.
Hemen yanınızda bir arkadaşınıza 20 metre uzaktaki insana konuşur gibi konuşursanız sesin yüksekliğini hatalı kullanmış olursunuz.
DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR;
Kaç kişilik bir gruba konuşuyorsunuz?
Salonun genişliği?
Ortam gürültüsü?
Sesiniz 20 metreden rahat duyulabiliyor mu?
Sesiniz yükselince bağırmaya dönüşüyor mu?
Uygun ses yüksekliği dinleyici kitlesini tamamen ve rahatlıkla kuşatan sestir.
İŞİTİLEBİLİRLİK ALIŞTIRMALARI
Yüksekten ses fırlatın. Tek nefeste 20 metre ilerdeki insanlara duyurabilecek şekilde: “Pa, pe, pi, po, ba, be, bi, bo, da, de, di, do” deyiniz. Tekrar edin
Elinizle duvara dokunun soluk alarak 10’a kadar sayın. Sonra duvarı kuvvetle itin, güçlü tonla tekrar sayın. Her iki durumda da ses aynı kalsın.
Aşağıdaki cümleyi bir solukta ses yoğunluğunu yitirmeden okuyup, sesin gürlük derecesinin cümle boyunca aynı kalmasını sağlayın.
BEN GİTMEK İSTEMİYORUM.
MAKİNE MÜHENDİSİ DAHA YAVAŞ SÜRMENİZİ İSTEDİ.
KALP, GÜNDE 10.800 DEFA ÇARPMAKTA VE BU DEVRE ZARFINDA DA 130 TONLUK BİR AĞIRLIĞIN 30 CM. YÜKSEKLİĞE KALDIRILMASINA DENK DÜŞEN BİR GÜÇ SAĞLAMAKTADIR.
Aşağıdaki ifadelerin ilk bölümlerini yakınınızdaki kişiyle konuşur gibi, ikinci bölümlerini yakınınızdaki kişiyle konuşur gibi kuvvetli bir sesle okuyun.
OKUMAK ZOR DEĞİL, YETER Kİ TADINA VARALIM.
ÇALIŞMAK NE GÜZEL HUY, DEVAMLI ÇALIŞARAK SIKINTILARIMI YOK EDİYORUM.
Herhangi bir metni önce;
Çok yavaş bir sesle,
Küçük bir odada olağan bir sesle,
Büyük bir salonda daha kalabalık bir dinleyici karşısında okuyun.
Ellerinizle alın ve şakağınızı tutun “ mmmmm” deyin. Sesi yükseltin. Titreşimleri burnunuzda, alnınızda, ensenizde, göğsünüzde ve başınızın tepesinde hissedin.
SES PERDESİ – BÜKÜMLÜLÜK
Sesin bükümlü çıkışı ses perdesinde değişiklik yapmakla mümkündür.
“ Do, re, mi, fa, sol, la, si, do” notaları farklı perdelerden çıkarlar.
Gırtlağınızı küçültüp yukarıya yaklaştırdıkça sesiniz incelir. Tersini yaptıkça ses kalınlaştırılır.
-Ses çıkışı monoton olmamalıdır.
-Ses yüksek alçak tonda, hızlı-yavaş arasında, duraklamalı- duraklamasız, vurgulu- vurgusuz arasında değişerek çıkmalıdır.
ÜÇ TEMEL SES PERDESİ VARDIR
-TİZ: İnce Ses
-ORTA
-PES: Kalın ses
Pes (Kalın) sesinizle “ do, re, mi, fa, sol, la, si, do, si, la, si, do” kolaylaştırıncaya kadar orta, ince ve kalın sesinizle tekrar edin.
Yakılan bir mumu dudaklarınızın çok yakınında tutun. (u) sesini şiddeti artırarak uzatın. Mum ışığında titreme çok az olacaktır.
Şu cümleyi işaretlenen bölümleri sesin perdesini yükselterek ya da alçaltarak okuyun.
GELİN / BURAYA. KAÇ / PARA?
O MU / SAÇMA. ÇARPIN ELLERİNİZİ.
KALDIRABİLİRSİNİZ/ FAKAT DİKKATLE. HEYECANINI SEVDİM/ AMA ÇOK YORULDUM.
HOŞA GİTME- TINI
En güzel ses hiçbir zorlama görmeden çıkan sestir.
Güzel bir tını geliştirmek için tüm ses organlarını gevşetilmesi gerekir.
Gevşeme düzeyimiz arttıkça sesimizin tınısı sakin düzgün ve temiz hale gelecektir.
Üst dudak kaslarınızı gevşetin. Çenenizi iyice aşağıya bırakın. Alın ve şakaklarınızı, yanak ve göz ve kaslarınızı gevşetin. Dilinizi gevşek bırakın. Hafifçe soluyun. Aldığınız hava üfler gibi ağzınızda damağınıza çarpsın, ağzınızdan ve burnunuzdan birlikte çıksın. 10 defa bu şekilde soluyun.
Ağzınız kapalı, gırtlağınızı sıkmadan burnunuzdan çıkan hava ile “Mmmm” deyin. Bunu yaparken sesin titreşimi göğsünüzde, başınızda ve alnınızda, burun kemiklerinizde ve burun deliklerinizde, kulaklarınızda, ensenizde ve başınızın tepesinde hissedin. Tüm bu bölgelerinizi ayrı ayrı gevşeterek sesinizin titreşimlerinizin artmasını sağlayın.
Alt çene kaslarını iyice gevşetip ağzınızı alabildiğince açın ve çeneniz gevşek halde sarkıtın. Önce yavaş, sonra hızını artıra artıra birkaç kez “bob” deyin.
Gevşeyin ve soluğunuzun dudaklarınızı itebildiği kadar dışarıya itmesini sağlayın.
Yanak kaslarınızı gevşetin, yanaklarınızı şişirin yavaştan başlayıp hızınızı gitgide artırarak “bob” deyin.
“ h” “ho” hecelerini; gırtlakta yüksek sesle, gevşemiş gırtlak sesle, sesi ağız boşluğundan çıkan havanın ağız boşluğuna çarpması suretiyle çıkarın.
“Ah” hecesini fısıltı ile başlayıp gitgide tonlayarak yüksek ses elde edinceye dek yineleyin; daha sonra yüksek sesten fısıltıya inin.
Para sayıyormuşçasına; arızalı bir telefonda, karşınızdakine telefon numarasını bildiriyormuşçasına, yıkılan boksörün başında sayıyormuşçasına ona kadar sayın.
“ Ben sevinç ve heyecan doluyum!” cümlesini;
Gırtlağı zorlayarak fısıldayın, burun sesi ile fısıldayın, gevşemiş kaslarla rahat söyleyin.
SOLUMA HIZI
Dinleyicilerin algılama hızında- dakikada 90-130 kelime arası- söylenmeli konuşma anındaki duygulara, kişiliğe yere ve dinleyicinin niteliğine göre değişimler göstermelidir. Heyecan, korku, telaş, öfke gibi durumlarda konuşma hızı artar; sevgi, üzüntü, saygı gibi durumlarda hız azalır. Düşünce ve heyecanda sükûnet varsa orta hızın tercih edilmesi gerekir.
|
|
|
KONU 3: Ğ
(: işareti uzatma için kullanılır)
1.Ğ, HECE SONUNDAYSA;
KENDİNDEN ÖNCE GELEN HARFİ BİR DEĞER UZATIR.
AĞLAMALI-A:LAMALI BOĞMAK-BO:MAK DAĞLAMAK-DA:.LAMAK
DAĞ-DA: KAĞNI-KA:NI SAĞMAK-SA:MAK ZAĞNOS-ZA:NOS
2.Ğ, O-A SESLERİ ARASINDAYSA;
O VE A SESLERİ KAYNAŞIR Kİ BUNA DİFTONG DERİZ.(KARIŞIK SESLER VEYA KAYNAŞMA)
DİFTONG: BİR NEFES VE BİR HECEDE SÖYLENEN İKİ SESLİ SESE KARIŞIK SESLİ DENİR. BU İKİ SESİN KAYNAMASI SONUCU İKİ SES SÖYLENİRKEN KULAĞA TEK SESMİŞ GİBİ GELİR. BURADA ŞÖYLENİŞ ÖZELLİĞİ DİLİN BİR SESLİ SESTEN DİĞERİNE GEÇERKEN KAYARAK GELMESİDİR.
BOĞAZ-BOAZ DOĞAL-DOAL SOĞAN-SOAN
DOĞAN-DOAN POĞAÇA-POAÇA DOĞA-DOA
3. Ğ, O-U SESLERİ ARASINDAYSA;
O VE U SESLERİ KAYNAŞIR Kİ BUNA DİFTONG DERİZ.(KARIŞIK SESLER VEYA KAYNAŞMA)
DOĞUM-DOUM BOĞUK-BOUK DOĞU-DOU SOĞUK-SOUK
4. Ğ, A-I SESLERİ ARASINDAYSA;
KENDİNDEN ÖNCE GELEN HARFİ BİR DEĞER UZATIR VE I SESİNİ DÜŞÜRÜR.
KÂĞIT-KÂ:T SAĞIR-SA:R BAĞIR-BA:R AŞAĞI-AŞA: ÇAĞIR-ÇA:R
5. Ğ, E-E SESLERİ ARASINDAYSA;
Ğ Y’LEŞİR.
DEĞER-DEYER MEĞER-MEYER EĞER-EYER
6. Ğ, E-İ SESLERİ ARASINDAYSA;
Ğ Y’LEŞİR.
EĞİTİM-EYİTİM DEĞİŞİM-DEYİŞİM DEĞİŞİK-DEYİŞİK EĞİLİM-EYİLİM
7. Ğ, A-A SESLERİ ARASINDAYSA;
Ğ DÜŞER.
SAĞANAK-SAANAK DAĞA-DAA KAĞAN-KAAN
8. Ğ, İ-İ SESLERİ ARASINDAYSA;
Ğ DÜŞER.
SİĞİM-SİİM
9. Ğ, I-I SESLERİ ARASINDAYSA;
Ğ DÜŞER.
IĞIL-IIL
10.KURAL DIŞI BAZI ÖRNEKLER;
TEĞMEN-TEYMEN
YEĞEN-YEEN
DEĞİL-DİİL
|
|
|
Konu:ÜNSÜZÜN ETKİSİYLE DEĞİŞME (Y darlaşma kuralı)
“Y” ünsüzü daraltıcı etkisi nedeniyle, eklenme sırasında bu ünsüzden önce bulunan geniş ünlülerde daralma oluşur. Eylem tabanlarının değişmesini gerektiren “Y” nin bu darlaşması –şimdiki zaman kiplerinden başka yerlerde- yazıya geçirilemez. Bu yüzden söyleyişle yazılış arasında aşağıdaki örneklerde olduğu gibi bir ayrılık ortaya çıkar:
Aslı Yazılışı Söylenişi - Okunuşu
Ara-y-an Arayan Arıyan
Bil-me-yerek Bilmeyerek Bilmiyerek
Anla-y-abilmek Anlayabilmek Anlıyabilmek
Bekle-y-ecek Bekleyecek Bekliicek
Tara-y-a-ma-y-acak Taramayacak Tarıyamıycak
Bekle-y-edursun Bekleyedursun Bekliyedursun
(yor) eki küçük ünlü uyumuna uymaz: gel-e- yor –gel-i-yor, sev-i- yor, yetiş-i-yor
Eylem kök ve gövdesinin sonunda (a) darlaşarak (ı veya u) (e) ise darlaşarak (i veya ü) olur: baş-lı-yor, söy-lü-yor, anla- anlıyor, dinle-dinliyor
Darlaşan ünlüler iki yuvarlak ünlü (o,ö,u,ü) arasına düşerse yuvarlaşarak (u,ü) olur.
Ör: kokla-kokluyor- söyle, söylü-yor- kutla- kutluyor
Bunlardan başka “y” nin daralması etkiside yazıda gösterilmez.
Eylem ve eylemsi türetmeye yarayan –e,en,ecek,erek ekleri ünlülerle biten gövdelere gelince –Türkçede iki ünlü yan yana gelemeyeceği için –aralarına “y” kaynaştırma harfi girer. Bu kaynaştırıcı “y” kendinden önceki ünlüyü yalnız konuşmada darlaştırılır.
Dinleyebilme—bekleyedursun.
(yor) ekinin dışında, ünlüyle biten eylemlere (a veya e) ile başlayan bir ek getirildiğinde kök veya gövdenin sonundaki geniş ünlü değişmez.
Not: Demek ve Yemek eylemlerinden bu eklerle türeyen sözcüklerde “y”nin darlaştırma etkisi görülür:
Aslı Yazılışı Söylenişi - Okunuşu
Ye-y-ecek Yiyecek Yiyecek
De-y-en Diyen Diyen
Ye-y-ebilmek Yiyebilmek Yiyebilmek
HECE BİNİŞMESİ- ÜNLÜ BİRLEŞMESİ
Yan yana gelen iki ünlü bazen birleşirler. Türkçede yaygın olarak, Farsça hane sözcüğüyle oluşturulmuş birleşiklerde görülür.
Hastahane- hastane , pastahane-pastane, postahane- postane…
BÜZÜLME
Türkçede eklenme sırasında çeşitli durumlarda büzülmeler oluşur.Ünlü ile biten eylemlere gelecek zaman eki eklendiğinde:
Başlayacak- başli:cak
Yaşayacak-yaşi:cak
Bekleyecek-bekli:cek
Çüriyecek- çüri:cek
Gelecek zaman ekini kişi eki almış biçimlerinde farklı büzülmeler ortaya çıkabilir.
Yapacağım- yapıci:m,yapıca:m
Edeceğim-edici:m, edice:m
Arayacağım- ari:ci:m-ari:ca:m
Korkmayacağız- korkmi:ci:z, korkmi:ca:z
ALIŞTIRMALAR:
Geleceğim Geleceksin Gelecek Geleceğiz Geleceksiniz Gelecekler
Gelmeyeceğim Gelmeyeceksin Gelmeyecek Gelmeyeceğim Gelmeyeceksin Gelmeyecekler
Yapacağım Yapacaksın Yapacak Yapacağız Yapacaksınız Yapacaklar
Yapmayacağım Yapmayacaksın Yapmayacak Yapmayacağız Yapmayacaksınız Yapmayacaklar
Seveceğim Seveceksin Sevecek Seveceğiz Seveceksiniz Sevecekler
Sevmeyeceğim Sevmeyeceksin Sevmeyecek Sevmeyeceğiz Sevmeyeceksiniz Sevmeyecekler
İsteyeceğim İsteyeceksin İsteyecek İsteyeceğiz İsteyeceksiniz İsteyecekler
İstemeyeceğim İstemeyeceksin İstemeyecek İstemeyeceğiz İstemeyeceksiniz İstemeyecekler
Alacağım Alacaksın Alacak Alacağız Alacaksınız Alacaklar
Almayacağım Almayacaksın Almayacak Almayacağız Almayacaksınız Almayacaklar
Diyeceğim Diyeceksin Diyecek Diyeceğiz Diyeceksiniz Diyecekler
Demeyeceğim Demeyeceksin Demeyecek Demeyeceğiz Demeyeceksiniz Demeyecekler Duracağım Duracaksın Duracak Durmayacağım Durmayacaksın Durmayacak
Başlayan Bilmeyen Danışmayan Dinmeyen Coşmayan Konuşmayan
Bilmeyerek Anlamayarak Görmeyerek Dinmeyerek Taşırmayarak İncinmeyerek
Sormayabilmek Anlayabilmek Almayabilmek Kovmayabilmek Aldırmayabilmek Durmayabilmek
Bekleyedursun Tutmayadursun Arayadursun Görmeyedursun Bileyim Bilmeyeyim
Bakayım Geleyim Sorayım Sileyim Geleyim Döneyim
Bakmayayım Gelmeyeyim Sormayayım Silmeyeyim Gelmeyeyim Dönmeyeyim
Geliyorum Soruyorum Bakıyorum Kırıyorum Alıyorum Duruyorum
Gelmiyorum Sormuyorum Bakmıyorum Kırmıyorum Almıyorum Durmuyorum
Metin 1
Hayır hayır yarın farklı bir gün olacak. Ne bileyim artık kendimi değiştireceğim; her söylenen sözü üzerime almayacağım, bencilliği bırakacağım, her şeyi kendimden bilmeyeceğim, her önüme gelene kızmayacağım, her problemin üzerinde durmayacağım, sabırlı-sakin olacağım, Daha fazla çalışacağım, daha fazla seveceğim ve bende diğer insanlar gibi mutlu olmaya çalışacağım.
Metin 2
Bay_Merhaba, Ali bey gelecek mi?
Bayan_Gelecekte bir gün gelecek efendim.
Bay_Gelecek mi? Kalacak mı? Duracak mı? Solacak mı? Nedir, ne Olacak?
Bayan_Şöyle Söyleyeyim… Önce bankaya uğrayacak, sonra sırasıyla; taksitlerini ödeyecek, yemeğini yiyecek, kuşlarını yemleyecek, üstünü değiştirecek, taksi çağıracak, eşini arayacak, Sonra; alacak verecek kalmazsa gelecek.
DİĞER ÖZELLİKLER
KISALMA VE UZAMA
Türkçe sözcüklerde uzun ünlü yoktur.
Alınma sözcüklerdeki uzun çoğunlukla korunmakla birlikte bu ünlülerin bir bölümü Türkçeye uyum sağlayarak kısalmıştır. Sözcük yalın haldeyken kısa söylenen bu ünlüler, eklenmeyle bir açık hece ünlüsü haline gelince eski uzunlukları yeniden ortaya çıkar
Hukuk- huku:ku hal- ha:l-i murat- mura:dı
Vücut- vücu:du yar- ya:r-i mevzuat- mevzua:t-ı
Tamam- tama:mı cevap-ceva:bı taç- ta:c-ı
Edebiyat- edebiya:t-ı
ÜNLÜLERİN SIFIRLA NÖBETLEŞMESİ
Eklenme sırasında bir ünlünün kaybolması durumunu düşme değil, sıfırla nöbetleşme olarak adlandırılır. Çünkü söz konusu olan ünlü, sözcük yalın durumdayken kendini korumaktadır.
Ağız- ağz-ım ( Sadece konuşma dilinde görülür)
İlk hecesi açık, ikinci hecesi kapalı ve “ı, i, u, ü” ünlülerinden biriyle kurulmuş olan iki heceli Türkçe sözcüklerin ikinci hecesinde bulunan ünlüler, sözcük ünlü ile başlayan bir ek aldığında sıfırla nöbetleşir.
Alın-al-nı, geniz-genz-im, karın-kar-nım, kayın-kay-nım, beyin-bey-nim, omuz-om-zu, burun-burn-u, uğur- uğr-u vb…
İkinci hecesi “y,v,ğ” ünsüzleriyle başlayan ve “r” ünsüzüyle biten iki heceli Türkçe eylem gövdeleri ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında; ikinci hece ünlüleri sıfırla nöbetleşir.
Kavur- kavrul, devir- devrim, yoğur- yoğrul- savur- savruk, sıyır- sıyrıl, eğir-eğril, böğür-böğrüş
arı- eri- eki almış belirteçlerin son ünlüsü –de, da, dan, den- eklerinden önce sıfırla nöbetleşir.
Yukarı-yukarda, ileri- ilerde, içeri- içerde, dışarı-dışarda
ÖTÜMLÜLEŞME- ÖTÜMSÜZLEŞME
Eğer sözcük tek heceliyse ve “p,ç,t,k” ünsüzleri ötümlüleşerek sırasıyla “ b,c,d,g” ünsüzlerine değişir.
Gök-göğe, çok-çoğ-u, but- budu, kurt- kurd-u
Uç-,uc-u, güç-güc-ü, kap-kab-ı
Sözcüğün ünlüsü Türkçe’nin eski dönemlerinde kısa ise “ p,ç,t,k” ünsüzleri korunur.
At-at-a, bat- bat-ı, saç-saç-ı, ip-ip-i, ok- ok-u, yük-yük-e
KAYNAŞMA
İLE,İDİ, İMİŞ , İSE EK EYLEMLERİ DAHA ÇOK BİTİŞİK YAZILIR VE OKUNUR. SÖZCÜĞÜN SONU ÜNSÜZSE, “İ” LER DÜŞER.
---BENDİM, ORHANMIŞ, YALÇINSA…
Sözcüğünün sonu ünlü ise, ekeylemlerin başlarındaki “i” ler “y” olur.
Aliymiş, ülküyse, dereli…
İle bağlacı yazıda ayrı yazılır, okumada ve konuşmada bitişik söylenir.
Ali ile Veli- Ali’yle Veli
HECE DÜŞMESİ
Bazı sözcükler sonlarına ünlü ile başlayan benzer sesler taşıyan ardı ardına ekler aldıklarında sözcüğün son hecesindeki ünlü düşer.
Burada- burada, şurada- şurda, yorgun- yorgundur, pekiyi-peki
M N BENZEŞMESİ
Türkçede B sesinden önce N sesi bulunmaz.
Çember, Ambar, Kümbet, Tombul, Tembel, Çarşamba, Perşembe, Hımbıl, Cambaz, Kamber, Hımbıl
|
|
|
KONU: FONETİK
Fonetik bilgisi seslerin çıkarılışını inceler.
Fonetik, -ği Fr. phonétique
a. 1. db. Ses bilgisi. 2. sf. Sesçil: Fonetik yazım.
Güncel Türkçe Sözlük
Fonetik
bk. ses bilimi
BSTS / Gramer Terimleri Sözlüğü 2003
Fonetik
bk. sesbilgisi
BSTS / Türk Dünyası Gramer Terimleri Kılavuzu 1997
Fonetik
Dilin ses ve ton eğitimi. Dil ritmi ve konuşma temposu, özel olarak da konuşma dinamizmini öğreten ve tiyatro için çok önemli bir bilim kolu.
BSTS / Tiyatro Terimleri Sözlüğü 1966
SESLİ (ÜNLÜ) HARFLER
A
Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki (a) vardır. Bunlardan biri (kalın a) diğeri de (ince a) dır. Her iki (a) bazen uzun, bazen kısa okunabilir. Bu iki (a) yı söylerken, birbirinden ayırt etmek için (ince a) nın üzerine (^) işareti koyarak gösterilir.
Kalın A
Dil doğal duruşunu değiştirerek ortaya doğru biraz yükselir, dudaklar hareketsiz, yanaklar gevşek ve çeneler açık.
*Abana'dan Adana'ya abarta abarta apar topar ahlatlı ağdalı avuntucu ahmak Ahmet'in avandanlıklarını aparanlardan Acar Abdullah ile akıllı Abdi akşam akşam bize geldi.
İnce A
(Kalın a) ya oranla daha ileriden söylenir. Dilimize yabancı kelimelerden gelmiştir. Kelimenin başında, ortasında ve sonunda bulunur.
*Lâlâ lâtif lâleli lâmbasını lâcivert lâke lâvabodan nâzik, nâdide şefkâte verdi.
Uzun A
Bu da (â) şeklinde gösterilir. Ör: Nâne, Câhit,
E
Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki (e) vardır. Bunlardan biri açık ( e) diğeri de kapalı ( e ) dir.
Açık E
Çeneler ( a) ünlüsünde olduğu gibi dil ileri doğru yükselir. Kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.
Edebi edepsizden öğren.
Kapalı E
Kapalı (e ) şu şekilde söylenir; dudak kenarları kulaklara doğru biraz yaklaşıp çeneler hafifçe sıkılır.
Gece penceredeki tekir kedi tenceredeki eti yedi.
*Eğer Eleşkirtli eleştirmen Eşref ile Edremitli Bedri'yi Ege'nin en iyi eyercisi biliyorlarsa, ben de Ermenekli Erdem Ergene'nin en iyi elektrikçisidir derim.
I
Çıkış noktası damağın ön kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır, dil damağın iki yanına doğru toplanarak dar bir geçitten havayı bırakır. Kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.
Ihlamuru ısıt: Tıkır tıkır: Mırıl mırıl: Şıkır şıkır. Yığın yığın, kıpır kıpır, gıcır gıcır, ıslak ıslak, pırıl pırıl, fırıl fırıl, zırıl zırıl.
*Iğdır'ın ığıl ığıl akan ılıman ırmağının kıyıları ıklım tıklım ılgın kaplıdır.
*Kınıklı kılıbık kırpıntı Kıyasettin, Kırımlı kılkuyruk kıtmiri kıkır kıkır kıkırdatarak küskütük küçümen küfeci külhaniyle külüstür Kürşat'ı külünklü küngün üstüne küttedek devirdi.
*Kırıkhandaki kırıkçı kırçıl kargın kırgın kırıkçısı kırmızı kırda kıkır kıkır kıkırdayarak Kırımlı kıkırdakçının kızıl kırlangıçlarını kışın kırlarda Kırgızlı kırpıntıcı kırışık Kırımtov'un kırıkkıraklarıyla besliyormuş.
İ
Çıkış noktası damağın ön kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır, dil damağın iki yanına dayanarak dar bir geçitten havayı bırakır. Kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.
Dilimizde uzun ( i) lere de rastlanır.
Ör: îcat, bîçare, bîtap, bîtaraf, velî, fennî, canî, hayatî, fuzulî, derunî
*İbibiklerin ibiklerini iyice iyileştirmek için İstinyeli istifçi ibiş'in istif istiridyeleri mi, yoksa, İskilipli İspinoz işportacı İshak'ın işliğindeki ibrişimleri mi daha iyi, bilemiyorum.
O
Konuşma dilimizde kalın ve ince olmak üzere iki ayrı ( O ) vardır.
Kalın O
Çeneler açık, dudaklar birbirine yakındır ve ağız içi yuvarlaktır. Kelime başlarında sık rastlanır.
Olmaz deme, olmaz olmaz.
İnce O
Biraz daha ileriden daha az yuvarlak yapılarak söylenir.
*Lobutları loş locasında notalayan normal lort losyoncusunun lokantasında nohutları lokumlarla karıştırdı.
*Okmeydanı'ndan Oğuzeli'ne otostop yap; Oltu'da volta at, olta al; Orhangazi'de Orhanelili Orhan'a otostopluk öğret; sonra da Osmancıklı Osman'a otoydu, totoydu, fotoydu, dök!
Ö
Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine yaklaşıp ağız küçük bir yuvarlak gibi olur. ( ö) ünlüsü çoğunlukla kelime başında bulunur.
*Özbezön'ün özbeöz Ödemişli öngörülü öğretmeni Özgüraslan ile Özgüluslan özellikle özerk ön öğretimde öylesine özverili, övünç verici ve övgüye değer kişiler ki, hani tüm öğretim örgütleri içinde en özgün örnek onlardır diyebilirim.
U
Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki ( U) vardır.
Kalın U
Çeneler açık, dudaklar birbirine iyice yaklaşık ve ağız tam bir küçük yuvarlak olur.
*Uluborlulu utangaç Ulviye ile Urlalı uğursuz Ulvi uğraşa uğraşa Urfa'daki urgancılara uzun uzun, ulam ulam urgan sattılar.
İnce U
Kalın (u) ya oranla daha ileriden söylenir. (ince u) çoğunlukla yazıda ( Ü ) ünlüsü ile gösterilir.
Rüya, rüzgâr, hülya, güya, lüzum, lütfen, lügat, Nuri…
*Güya hülya rüyasında Lütfiye numaralı nutuk söyleyerek lütfetmiş.
Ü
Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine iyice yaklaşır ve büzülür.
*Ürdünlü ünlü üfürükçü Üryani, Ünye, Üsküdar, Ürgüp üzerinden ülküdeşlerine üstüpü, üstübeç, üvez, üzüm, üzengitaşı ve üzünç götürürken, Üveyik'ten ürüyerek, üvendirelerini sürüyerek yürüyen üçkağıtçı ütücülerin ürküntü üreten ünü batasıca ünlemleriyle ürküverdi.
SESSİZ (ÜNSÜZ) HARFLER
B
Dudakların birleşip açılmasıyla meydana gelir. Kelimenin başında veya ortasında bulunur.
Kelime Sonunda (P) ye dönüşür. Ör: Kitap- Kitab- ı, hesap- hesab-ı
Gerçekte (p) ile biten kelimeler değişmez. Ör: tüp-tüpü, küp- küpü, kulp- kulpu, sap- sapı...
*Babaeskili babacan Bahri Beberuhi Bedri ile bıyıksız bıçkıcı bıngıldak Bahir'in Bigadiç'teki bonbon bonmarşesine varmışlar, o adadakilerin yüzlerine bön bön bakarak, büyülü büyük buhurdanlığı buğulu buğulu boşaltıp bomboş bırakmışlar, sonra da Bodrumda gözden kaybolmuşlar.
*Batı tepede tahta depo dibinde beytutet eden pullu dede tekkesinden matrut bitli Vedat, dar derede tatlı duttan dürülü pide yutup pösteki dide dide dört ayda dört türlü derde tutuldu.
*Bir pirinci birinci buluşta bir inci gibi birbirlerine bağlayıp Perlebe berberi bastıbacak Bedri ile beraber Bursa bağrına parasız giden bu paytak budala, babası topal Badi'den biberli bir papara yedi.
C
Dişler birbirine yaklaşık, dil ucu dişlerin ön kenarına yayılmış, alt çene aşağı düşerek çıkar.
*Cambaz Cevat cılız cimri coşkunla cömertliğe cumbada cüret ettiler.
*Cemil, Cemile, Cemal cumaları cilacı cüce Canip'in cicili bicili cumbalı ciltevinde cümbür cemaat cacıklı civcivle cücüklü cacık yerler sonra da Cebecili cingöz coğrafyacının cinci ciciannesinin cırcırböceğini dinlerler.
Ç
C harfinden biraz sert olarak çıkar.
*Çardaklı çeşmedeki çırak, çiçekleri çorbanın çöreğini ve çuvalları çürüttü.
*Çatalağzı'nda çatalsız Çatalcalı çatalcının çarpık çurpuk çalçene Çoruhluya çarptırmasına ne dersin?
D
Dilin damağın ön kısmına, üst diş köklerine dokunmasıyla çıkarılır.
Kelime sonunda (t) olur. Yalnız anlamları ayrı olup söylenişleri benzeyen birkaç kelimeyi birbirinden ayırmak için (d ) olarak yazılır. Ör: Ad ( İsim), At (Hayvan), Od ( Ateş), Ot (Bitki), Had ( derece),
Hat ( Çizgi)
*Dadaylı dadımın Dodurgalı düdük delisi dedesi diline doladığı debdebeli dedim dedisiyle dırdırını dilinden düşürüp de bir kez olsun doya doya düden diyemeden, düdenin dallara doldurduğu doyumlu yemişlerden doyasıya yiyemeden dârıdünyadan göçüp gitti.
F
Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunup açılmasıyla çıkarılır. Dilimizde çoğunlukla kelime başında pek seyrek olarak da ortasında ve sonunda bulunur.
*Farfaracı Fikriye ile favorili fasa fiso Fahri Fatsalı Fatma'yı görünce, fesleğenci feylesof Feyyaz'ı, fındıkçı Ferhunde'yi anımsayarak feveran ettiler ve Felemenkte Felemenklerin Felemenkçe mi konuştuklarını düşüne düşüne fertliği çektiler.
G
Dil sırtının damağın gerisini, bir de damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir. ( G ) ünsüzünün iki çıkış noktası vardır: İnce ünlülerle damağın ön kısmından çıkar.Ör: Gah, gel, git, güya..
Kalın ünlülerle damağın gerisinden çıkar: Ör: Gar, gıcık, gocuk, guguk…
*Güneyli girgin gammaz Galip Gavurdağı'nda güpegündüz galeyana gelmiş de Gülgiloğlu Gaziantepli gazup gazinocuyu Gölköylü gitaristle birlikte Gümüşhane'ye göndermiş.
*Geçen gece Gemerek'ten Gediz'e gelen Gebzeli gezginci gizemcilerden gitarist general Genzel, gençlere, gerçekdışılıkla gerçeklik dışı ilişkiler arasında ne gibi bir geçerlilik gerçekliği olduğunu sordu.
Ğ
Bütüncül bir konu olarak incelenmiştir.
H
Bir soluk harfi olup ağzın ( kalın A) ünlüsüne çıkardığı durumlarla meydana gelir.
*Hahamhanede hahambaşı hahamı homur homur homurdanır görünce, hemencecik heyecanlandı, hızlandı, hoşnutsuz hırçın halhallarla halkaları, halatları hallaçlara verdi.
J
Dişler birbirine dil sırtı da katı damağa yaklaşır, havanın dil ortasından sızmasından meydana gelir.
Halk arasında (J) ünsüzünün ( C ) olduğu görülür,ki yanlıştır.
Ör: Japon- Capon, Jandarma-Candarma,Jeton-Ceton,Jakuzi-Cakuzi,Jaluzi-Caluzi
K
Dil sırtının damağın gerisin, bir de damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir. İnce ünlülerle damağın ön kısmından kalın ünsüzlerle ise arka kısmından çıkar.
*Koca kokoz kokainman kokorozlana kokorozlana Kazablankalı kozmonota kök, kok, köken, kokot, kök sökmek, kokoreç, kökmantar, köknar, köçekçe, körkandil, krematoryum, kösnüklük ne demek diye sormuş.
*Galata kulesi kapısı karşısındaki kuru kahvecinin gıgısı çıkık, dişi kırık, kurbağa kafalı, karakoncolos kalfası Hakkı karışıklığa getirip kahveye kavruk kakule kırığı kattı.
*Kilisli kikirik kilimci ,Kilizman daki kilitli kilisede kimliğini kimseye sezdirmeden kucak kucak kuskuslu kuşkonmazı kukumav kuşuna, kişiliksiz kulağakaçan kirliğ kirloz kirpiye de Kuşadası'nın kuşhanesindeki kuşbaşlı kuşbazla birlikte önce kişnişli kuşüzümünü, sonra da Kumla'nın kumlu kumlu kuşkirazını yutturmuş.
L
Dil ucu damağın ön kısmına ( lale) bir de daha gerisine ( Olay) dayanır, hava dilin yanlarını titreterek sızar.
( L ) ünsüzü bazı kelime ortalarında ve sonlarında kaybolur.
*Leyla ile Lalelili Lale'ye leblebi ile likör ikram etmiş.
*Lüpçüler,lütfen lüzumlu lüzumsuz lakırdıları bırakın da lüferle rızk, rot, rop, rint, ring, ray, radyoaktivite nedir diye konuşun.
M
Dudakların birleşip açılması ve damağın hafif açılmasıyla meydana gelir.
*Marmara'daki Karmarisli mermerciler mermerciliği meslek edinmişler, ama Mamak'taki mamacılar manyetizmacılıkla marmelâtçılığı meslek edinememişler.
*Muhallebici melankolik Mısırlı Mirza modern mösyöyle Muradiye’de müzik dinledi.
N
Dilin damağın ön kısmına, diş köklerine dayanıp açılmasıyla meydana gelir.
*Namlı nâne ninni ninni nâneleri numaraladı.
P
Dudakların birleşip açılmasıyla ve açılma sırasında dışarıya hava fırlamasıyla meydana gelir
*Pohpohçu pinti Profesör pofur pofur pofurdayarak hınçla tunç çanak içinde punç içip pülverizatör prospektüsünü papazbalığı biblosunun berisindeki papatya buketinin bu yanına bıraktıktan sonra palas pandıras Pülümürle Pötürgeden getirdiği pörsük pötikare pöstekiyi Paluluların Pıtırcık pazarında partenogenez pasaparolası ile pertavsız pervasız pervaz peyzajını ve peronospora pestenkerani pestilini posbıyıklı pisboğaz pedegoga Pınarbaşında beş etti.
R
Dil ucunun yukarıdaki kesici dişlere yakın noktayla meydana getirdiği kapağın bir çok defa açılıp kapanmasıyla meydana gelir.Kelime başında bulunan ( R ) kolay söylenir. Fakat kelime sonundaki ( R ) ünsüzlerine önem verilmezse anlaşılması güç olur.
*Radyolu ressam Ramiz Râsimin romanıyla röportaj yaptı.
S
Dudaklar açıktır, dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır ve hava dilin arasından tonsuz sızar.
*Sandıklıda sepetleri sıralı simitçi sofrada sökülen sucukları süpürdü.
*Sazende Şazi ile zifoz Zihni zaman zaman sizin sokağın sağ köşesinde sinsi sinsi fiskoslaşarak sizi zibidi Suzi'ye sonsuz ve sorumsuz sorgun ederler. Sason'un susuz sazlıklarında badece soğanla sarımsak yetişebileceğini söyleyen Samsunlu sebzecilerin sözüne sizler de sessizce ve sezgilerinize sığınarak inanabilirsiniz.
Ş
Dişler birbirine, dil sırtı da katı damağa yaklaşır, hava dilin ortasından çıkar.
*Şamlı şemsek şimşir şafak şakşaklandı
*Şavşatlı Şaban, Şarkışlalı şipşakçı Şekip, Şişhane'den şeytankuşunu, şiş şişeyi şişlemiş, şişe keşişe kiş demiş.
T
Dilin damağın ön kısmına diş köklerine dayanıp açılmasıyla meydana gelir. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.
*Tatar tepsici tıknaz titiz Tosun tömbekici tulumbacıyla tütün tüttürdü.
*Titiz, temiz, tendürüst dadım; tadını tattığı tere demetini dide dide dağıttı da hiddetinden hem dut dalında takılı duran dırıltı düdüğünü öttürdü, hem de didine didine dedim dedi, dedim dedi dedi durdu.
V
Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunur.
*Velveleli vasi vesveseye vadide vagon verdi.
*Vırvırcı Vedia ile vıdı vıdıcı Veli velinimeti vatman Vahit e vilâyette veda edip Vefâ’ ya doğru vaveylâsız, velevasız velespitle volta vururlarken voleybolcu Vatran virtüöz Vicdanî ve Viranşehirli vatansever viyolonselist Vecibe ile karşılaştılar.
Y
Dil ortasıyla ön damak arasından çıkar. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.
*Yalancıoğlu yalıncık yayladığının yahnisini yağsız yiyebilirse de yayladığının yağlı yoğurdundan, Yüksekova'nın yusyumru yumurta yumurtlayan tavuklarından, bir de yörük ayranıyla yufkasından asla vazgeçemez.
Z
Dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır, hava dilin arasından tonlu olarak çıkar. Kelimelerin başında, ortasında ve sonunda bulunur.
*Zonguldaklı Zaloğlu Zöhre'nin kızı Zühal zibidi Zeki'ye ziyafet zerketti.
*Sedat Tınaz'ın tasası, suratsız teyzesine rastlama sezen sıska sülük tazısını tuz tortusu tütsüsüne tutmasıydı.
Û â î
|
|
|
KONU: BOĞUMLANMA - ARTİKÜLÂSYON
Boğumlanma
a. 1. Boğumlanmak işi. 2. dil b. Ciğerlerden gelen havanın, ağız ve burundaki çeşitli nokta ve bölgelerde engellemeye uğrayarak ses olarak çıkması, telaffuz, artikülasyon.
Güncel Türkçe Sözlük
Boğumlanma İng. articulation
(Derleme.. oynaklanma) Ciğerlerden gelen havanın, ağız ve burundaki çeşitli nokta ve bölgelerde ses haline gelişi.
BSTS / Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü 1972
Boğumlanma İng. articulation
Konuşma organlarımızın (dudak, dil, damak uzamı, yanaklar, altçene) boğazımızdan çıkan sese biçim yermek için topluca çalışması. Sessiz harflerin bir tümcenin başında ve sonunda kesin, belirli bir biçimde ve sesli harflerin yüksekliğine, vurgularına renklerine dikkat edilerek söylenmesi.
BSTS / Gösterim Sanatları Terimleri Sözlüğü 1983
Boğumlanma İng. articulation
Konuşmayı sağlayan hareketlerin tümü; ciğerlerden gelen havanın, ses yoluyla belirli bölgelerinde açılma, kapanma, daralma, hışırdama vb. hareketlerle sese dönüştürülmesi olayı.
BSTS / Gramer Terimleri Sözlüğü 2003
KONUŞMADA SÖYLENİŞ VE BOĞUMLANMA BOZUKLUKLARI
Genel olarak söyleniş bozuklukları, ünlülerin fonetik yönünden biçimlenmelerindeki yanlışlıklardan doğar.
Örneğin: (Açık E) yerine (Kapalı E), (Kalın E), (Kalın A) yerine (İnce A) söylemek gibi.
Boğumlanma bozukluklarıysa ünsüzlerin fonetik yönünden biçimlenmelerindeki yanlışlıklara denir.
Örneğin: (Gılama). (Şeleme), (Leleştirme) gibi.
Her ikisi de düzgün söz söylemekte önemli bir yer tutar. Böyle, söyleniş ve boğumlanma bozuklukları olan kimseler alıştırmalar üzerinde çalışarak başarı elde edebilirler. Yalnız, doğuştan ileri gelen söyleniş ve boğumlanma bozuklukları, ancak o engelleri ortadan kaldırdıktan sonra giderilebilir. Boğaz ve burundaki et fazlalıkları, küçük dilin ödevini yapamaması, dişlerin seyrek oluşu ve onların üst üste binerek sıralanması, üst dudağın kısa ve yukarı doğru çekik oluşu, çenelerin dışarı doğru çıkıklığı veya içeri doğru çekikliği v.b. Bütün bunlar ancak ameliyatla düzeltildikten sonra yapılan alıştırmalar iyi bir sonuç verebilir. Diğer alışkanlıklardan ileri gelen söyleniş ve boğumlanma bozuklukları alıştırmalarla düzeltilebilir ki az sonra tekerlemeler bahsinde irdeleyeceğiz.
ATLAMA:
Toplumun her sınıfında pek yaygın olan bir söyleniş bozukluğudur.
Çoğunlukla aceleci ve konuşmasına önem vermeyen kimselerde sık rastlanır.
Örneğin: (Kendisi) yerine (Kensi), (Bir dakika) yerine (Bi dakka), (Karşılaşma) yerine (Kaşlaşma), (Hanımefendi) yerine (Hamfendi), (Nasılsınız) yerine (Nassınız),(Kalk oradan) yerine (Kak oradan), (Kilitledim) yerine (Kitledim) v.b.
Harflerin çıkarılışına özen gösterip başlangıçta ağır konuşarak bu bozukluğun önüne geçilebilir.
GEVŞEKLİK:
Bir boğumlanma tembelliğinden ileri gelir. Bu bozukluğun önüne geçmek için dişler arasına bir kurşun kalemi sıkıştırıp heceleri söylerken onların iyice anlaşılmasına çalışılır.Böylece, çalışmalar sürdürülürse, bu bozukluğun önüne geçilmiş olur. Dişler arasından kurşun kalem çekildiği zaman, boğumlanma daha açık olarak anlaşılan bir biçim alıp dil, yanaklar ve dudaklar görevlerini yapmaya başlarlar.
GILAMA:
(R) Ünsüzünün, küçük dilin titremesiyle boğazda meydana gelmesidir.
Bu boğumlanma bozukluğu ya küçüklükte (R) ünsüzünün iyi boğumlandırılmamasından ya da özenti bir konuşmadan ileri gelir. Bu bozukluğu gidermek için, önce (R) ünsüzünü doğru boğumlandırmaya çalışalım:
(R) ünsüzü dilin ucunu damağa kadar kaldırarak verilir. Öyle ki, dil şiddetle çıkan havaya dokununca geri çekilir ve bir çeşit titreme yaparak yerine gelir. Böylece dilin ucunu uzun zaman titremeye çaba harcamakla iyi bir sonuç alınabilir.
ISLIKLAMA:
(S) Ünsüzünün şiddetini abartmaktan ileri gelir. Dil üst dişlerin iç tarafına dayanıp hava dişlerin arasından sızarsa bu yanlış ortaya çıkar. Onun için (S) ünsüzünü iyi ve doğru boğumlandırmaya dikkat etmek gerekir.
DEĞİŞTİRME:
Bir ünsüzün yerine başka bir ünsüzü söyleme alışkanlığı olup bir çok çeşitleri vardır:
1) Sert ünsüzlerle olanına sık rastlanır.
(Zeleştirme): (J) yerine (Z) söylemek.
Örnek: (Jaluzi) yerine (Zaluzi), (Jale) yerine (Zale) v.b.
(Seleştirme): (Ş) yerine (S) söylemek.
Örnek: (Paşam) yerine (Pasam), (Şapka) yerine (Sapka) v.b. Bu bozukluklara Rumların Türkçe konuşmalarında rastlanır.
(Jeleştirme): (C) yerine (J) söylemek.
Örnek: (Ancak) yerine (Anjak),(Kucak) yerine (Kujak) v.b.
(Şeleştirmek): (S) yerine (Ş) söylemek.
Örnek: (Sana) yerine (Şana), (Soba) yerine (Şoba)
2) Diğer ünsüzleri ilgilendiren değiştirmeler: (Leleştirme) : (R)yerine (L) söylemek.
Örnek:(Birader) yerine (Bilader), (Berber) yerine (Belber),
(Merhem) yerine(Melhem), (Terlik) yerine (Tellik),(Kerli ferli) yerine (Kelli felli)
Ara sıra (N) yerine (L) de olur. Örnek:
(Fincan) yerine (Filcan), (Mintan) yerine (Miltan) v.b.
(Yerleştirme): Bazı ünsüzlerin yerine veya arasına (Y) ünsüzünü sıkıştırmaktan ileri gelir. Yahudilerin Türkçe konuşmasında sık rastlanır.
Örnek: (Geldim) yerine (Yeldim), (Gittim) yerine (Yittim).
(Gördüm) yerine (Yördüm) v.b.
Halk arasında da sık rastlanır. Örnek:
(Memur) yerine (Meymur). (Müezzin) yerine (Meyzin). (İade) yerine (iyade), (İaşe) yerine (İyaşe),
(İane) yerme (İyane), (Gönlüm) yerine (Göynüm). (Sevmek) yerine (Seymek) v.b.
Bazı Ağızlarda (B) yerine (P). (D) yerine (T) olduğu görülür. Örnek:
(Leblebi) yerine (Leplepi), (Kıbrıs) yerine (Kıprıs), (Radyo) yerine (Ratyo), (Dayı) yerine (Tayı) v.b.
(K)yerine(G),(Ğ)Yerine(G)Söylemek Örnek:
(Ankara) yerine (Angara),(Çankırı) yerine (Çangırı),
(Kapı) yerine (Gapı),(Kaşık) yerine (Gaşık)v.b.
(Program) yerine (Proğram),(Öğretmen) yerine (Ögretmen),(Sağol) yerine (Sagol)
3)Söyleniş bozuklukları: Ünlüleri ilgilendiren değiştirmeler:
(İnce a) yerine (Kalın a) söylemek: Örnek: (Kemâl) yerine (Kemal),(Lâstik) yerine (Lastik), (Cemâl) yerine (Cemal) v.b.
(E) yerine (A) söylemek. Örnek:
(Heves) yerine (Haves). (Elektrik) yerine (Alektrik), (Bilet) yerine (Bilat) v.b.
(A) yerine (E) söylemek.
Örnek:(Azrail) yerine (Ezrail), (Asalet) yerine (Esalet) v.b.
(İnce o) yerine (Kalın o) söylemek. Örnek:(Lôş) yerine (Loş), (Lôkma) yerine (Lokma), (Lôkum) yerine (Lokum) v.b.
TEKERLEMELER
*Bir berber bir berbere bre berber beri gel diye bar bar bağırmış.
*Bizde bize biz derler, sizde bize ne derler?
*Pireli peyniri perhizli pireler teperlerse pireli peynirler de pır pır pervaz ederler.
*Ocak kıvılcımlandırıcılardan mısın, kapı gıcırdatıcılardan mısın? Ne ocak kıvılcımlandırıcılardanım, ne kapı gıcırdatıcılardanım.
*Çatalca’da topal çoban çatal yapıp çatal satar, nesi için Çatalca’da topal çoban çatal yapıp çatal satar? Kâr ı için Çatalca’da topal çoban çatal yapıp çatal satar.
*Üç tunç tas has kayısı hoşafı.
*Dört deryanın deresini, dört dergâhın derbendine devrederlerse, dört deryadan dört dert, dört dergâhtan dört dev çıkar
*Al bu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya götür. Takatukacı takatukaları takatukalamam derse, takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan al da gel.
*Bir tarlaya kemeken ekmişler. İki kürkü yırtık kel kör kirpi dadanmış. Biri erkek kürkü yırtık kel kör kirpi, öteki dişi kürkü yırtık kel kör kirpi. Kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürküne eklemişler.
*Kırk kırık küp, kırkının da kulpu kırık kara küp.
*A be kuru dayı, ne kuru sarı darı bu darı, a be kuru dayı.
*Şu karşıdaki kara kuru kavak, karardın mı ey kara kuru kavak, sarardın mı ey kara kuru kavak.
*Sen seni bil, sen seni, bil sen seni, bil sen seni, sen seni bilmezsen patlatırlar enseni.
*İbişle Memiş mahkemeye gitmiş, mahkemeleşmiş mi, mahkemeleşmemiş mi?
*Paşa tası ile beş has tas kayısı hoşafı.
*Şu karşıda bir dal, dal sarkar kartal kalkar. Kartal kalkar dal sarkar. Dal kalkar kantar tartar.
*Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortadaki boş su şişesi.
*Şiş şişeyi şişlemiş, şişe keşişe kiş demiş.
*Bu yoğurdu sarımsaklasakta mı saklasak, sarımsaklamasakta mı saklasak.
*Bu yoğurdu mayalamalıda mı saklamalı, mayalamamalıda mı saklamalı.
*Elalem aladana aldı aladanalandı da biz bir aladana alıp aladanalanamadık.
*Gül dibi bülbül dili gibi, Gül dibi bülbül dili.
*Çarık çorap dolak, ben sana çarık çorap dolak mı dedim?
*Sizin damda var, beş boz başlı, beş boz ördek. Bizim damda var, beş boz başlı, beş boz ördek. Sizin damdaki, beş boz başlı, beş boz ördek, Bizim damdaki, beş boz başlı, beş boz ördeğe, Siz de bizcileyin beş boz başlı, beş boz ördek misiniz demiş.
*Değirmene girdi köpek, Değirmenci çaldı kötek, Hem kepek yedi köpek, Hem kötek yedi köpek.
*Nankör nalbant nalları nallamalı mı, nallamamalı mı?
*İşlek işlemeci, işlemeli işleri işlikte işleyerek işletmeciye işyerinde izletti.
*Üçüncü üçkâğıtçı, üçetek üçleşerek üçteker arabayla süzüm süzüm süzülen süzgeçleri süzdü.
*Bu mum, umumumuzun mumu.
*Bu çorbayı nanelemeli mi de yemeli, nanelememeli mi de yemeli?
*Bu ekşi eski ekşi.
*Bu pikap, şu pikap, o pikap.
*Eller bazlamalandı da, biz bazlamalanamadık.
*İt iti itti, bit iti itti, it biti itti. Bit gitti, it gitti. İtti, bitti, gitti.
*Şemsipaşa Pasajı'nda sesi büzüşesiceler.
*Şu duvarı badanalamalı mı badanalamamalı mı?
*Tomarzalı topal Şaban, yapar çatar satar saban.
*Acaba sarımsaklasak da mı saklasak samanı Sarımsaklamasak da mı gelir zamanı
Sarımsaklamasak da gelirse zamanı, Niye sarımsaklayalım o zaman samanı.
*Âdem madene gitmiş. Âdem madende badem yemiş. Mademki Âdem madende badem yemiş, niye bize getirmemiş.
*Kırk kanatlılardan Kırklarelili kırkayak kıkırdayarak kırık kırak yerken kırık kanadına kırıntılar döküldü.
*Şinasi şu senin son şansın.
*Al şu ala danaları ala danacıya aladanalatmaya götür, aladanacı aladanaları aladanalamam derse, aladanacıdan aladanaları aladanalatmadan alda gel.
*Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada boş su şişesi. Şu pasaj Şan pasajı, şu Ajda pasajı, aşağıdan geliyor Sivas paşası. Şimdi Sivas paşası ortadaki üç tunç has kayısı hoşafını paşa tası ile mi içer, yoksa boş su şişesi ile mi içer.
*Baldıran dalları ballandırmalı mı, ballandırılmamalı mı? Sonra o bala daldırılan baldıran dalları dallandırılmalı mı, ballı dalla dallandırılmamalımı?
*İndim dereye sarul seke teke çepiç tek otlarlar. Dedim niçin sarul seke teke çepiç tek otlarsınız? Dedi bizim soyumuz sopumuz torumuz topumuz sarul seke teke çepiç tek otlarlar.
*Ey dibi kara kabuğu kuru kaba karaağaç beni gördün de mi kurudun, ey dibi kuru kabuğu kaba karaağaç beni görmedin de mi kurudun.
* Çağatay'da çarmıha çakılan çarın çavuşu, çamurlu çamçağı çakıllı çayda çalkalarken, çantasından çamaşırlarını çaldırdı.
*Siz bizim Çekoslavakyalılaştırdıklarımızdan mısınız yoksa Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?
*Şemsipaşa pasajında kırk kulpu kırık tunç tas has hoş kayısı hoşafı.
*Şu tarlaya bi şinik kekere mekere ekmişler. Bu tarlaya bi şinik kekere mekere ekmişler. Şu tarlaya ekilen bir şinik kekere mekereye dadanan boz ala boz başlıklı pis porsuk, bu tarlaya ekilen bir şinik kekere mekereye dadanan boz ala boz başlıklı pis porsuğa demiş ki; "Ben bu tarlaya ekilen bir şinik kekere mekereye dadanan boz ala boz başlıklı pis porsuğum".Öteki tarlaya ekilen bir şinik kekere mekereye dadanan boz ala boz başlıklı pis porsukta; ben de; "bu tarlaya ekilen bir şinik kekere mekereye dadanan boz ala boz başlıklı pis porsuğum" demiş.
*Bu kara kantar kırk kilo kara katran tartar.
BOĞUMLANMA ÇALIŞMASI
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken, eski harman içinde... Ben deyim bu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı gümüş uçtu, gümüş uçmadı Memiş uçtu, uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten... Biri kaptı maşayı; biri aldı kaşağıyı; dolandım durdum dört köşeyi... Vay ne köşe, bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe: Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi. Şu köşe güz köşesi diye, iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş Paşası! Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı. Gel gelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı. Bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı! Bu öfkeyle minarenin birini belime soktum, borudur diye! Kubbelerini dersen cebime koydum, darıdır diye! Abdurrahman Çelebi de bir çifte attı, geri dur diye! Amma velâkin, ben de tuttum kuyruğundan, ileri diye! O gitti, ben gittim... Az gittim, uz gittim... Dere, tepe düz gittim... Çayır, çimen geçerek; lâle sümbül biçerek; soğuk sular içerek altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim; gide gide bir arpa boyu yol gitmişim! Ne ise, var varanın, sür sürenin; baykuşu çoktur viranenin.
Derken efendimin ağası, bir ayağımı baldıranlara basmayayım mı korudur diye! Birini de tutup denize atmayayım mı kıyıdır diye! Kuruydum ıslandım; sel beni neyler! Islandım kurudum; yel beni neyler? Mangırım yok, pulum yok; il beni neyler? Dostu düşmanı aradım, bedavadan bir kayık kiraladım; fış fış kayıkçı; kış kış kayıkçı; kayıkçının küreği tıp tıp eder yüreği, akşama fincan böreği, sabaha bayram çöreği... Yesem yesem doymasam. Kâbeye gitsem gelmesem! Zemzem ile yuğsalar! Kına ile gömseler! Yok yok kayıkçı, aman çabuk kayıkçı! Evde benim etim var; bir yaramaz kedim var; kedim eti yerse, anam beni döverse... Vay başıma hay başıma; bir devlet kuşu konsa şu benim kel başıma! Demeye kalmadı, bir de baktım ki, ne göreyim? Adı ile sanı ile yeşili ile alı ile
Zümrüt ü Anka dedikleri değil mi? Arafat dağının üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın be yahu! Yüzü insan, Gözleri ahu! Martaval değil; masaldır, masal bu!
|
|
|
KONU: DURAK VE SOLUK
Soluksuz ve duraklamasız bir konuşma eksikliği doğurur. Metinlerin her bölümü, her ibare kendi içinde bir anlam bütünlüğü taşır. Bu anlam bütünlüklerinin açıkça birbirinden ayrılmaları ve birbirleriyle ilişkilendirilmeleri gerekir.
Okuduğunuz metinlerde durak yerleri: . , ; : - ( ) “ ” işaretleri ile gösterilir.
Bazı metinlerde noktalama işaretleri soluk alma ve duraklama için yeterli olabilir. Ancak konuşma dili ile yazı dili arasında bazı farklar vardır. Yazı dilindeki durakların konuşma dilinde aynen kullanılması anlaşılabilirliği zedeleyebileceği gibi pratik olarak da bu mümkün olmayabilir.
Durak; sadece durduğumuz, soluma yapmadığımız kısa aralardır.
Durak ve Soluk; Hem durduğumuz hem de soluduğumuz daha uzun aradır.
*Çok kısa olabilir. Yapılan sadece duraklamadır. Soluk almıyorsunuz, çok kısa duraklıyorsunuz.
“Gelirimiz çok, ama giderimiz de çok.” Cümlesinde virgül işaretinden sonra duraklama yapılması gerekir. Bu duraklama o kadar kısadır ki, nefes alınmaz.
*Biraz uzunca olabilir.
Kendimizi hedefe varmaya, engelleri aşmaya adadık. Bütün arkadaşlarımızla idealimizdeki gelecek için çalışmaya devam edeceğiz.” Buradaki iki cümle arasındaki durak; uzun ve soluk alınan duraktır.
*Soluma mümkün olduğu kadar gürültüsüz olmalıdır. Eğer nefesinizi tüketirseniz ani ve gürültülü solumak zorunda kalırsınız. Özellikle mikrofon karşısında konuştuğunuzda solumanız dinleyiciler tarafından algılanır. Soluma gürültüsü dinleyicileri rahatsız eder, konuşmanızı sevimsizleştirir. Solumanın gürültüsüz olmasını sağlamak için mümkün olduğu kadar sık ve küçük hacimli solumalar yapmanız gerekir.
A-Durak ve Soluğun uygulanması zorunlu olan yerler
*Her paragraf arasında, bölüm başlarında ve sonlarında, bölüm arasında.
*Tırnak içinde yazılan başkasına ait sözlerden önce ve sonra.
Bana geldi- kendimi çalışmaya adadım- dedi.
*Herhangi bir sorudan sonra veya cevaptan sonra;
Niçin çok çalışmayalım? İstersem bunu başarabilirim.
Çocuk zeki miydi dersiniz? Evet, -çocuk zekiydi- biliyoruz.
B- Durak ve soluğun şart olmadığı ancak mümkün olduğu durumlar
* Çok kısa olamayan cümlelerin noktalarında:
Herkes konuşuyordu. Bir yardımcı arıyorlardı.
* : ve ; işaretlerinden sonra
İki tür tembellik vardır: Bedensel ve zihinsel tembellik.
Hepinizi görüyordum; - Ahmet’i ve Jale’yi...
*İki kısa cümle “ve” ile bağlanırsa “ve” den önce:
Bütün gücüyle ayağa kalkmaya çalıştı ve sonunda kalkıp yürümeyi başardı.
*Cümle başında geçen bütün yön kelimelerinden sonra ( esasen, evvela, bana göre, o halde, çünkü dolayısıyla, birinci olarak…)
Aslında, ben de böyle güzel biblolar yapabilirdim.
O halde, neden üzerinize düşeni yapmıyorsunuz?
Aşağıdaki durumlarda sadece durak yapılmalıdır. Soluk alınmaz.
* Cümle uzunsa özneden sonra:
Okulumuz güneşli günlerde üzerinde yürümekten zevk duyacağınız geniş bir yolun öteki ucunda bulunuyor.
* Tekrarlanan emsal şeylerin ilkinden önce:
Yıldızların Ay’ın, Güneş’in hep aynı mesajı verdiğini görüyorum.
C) Zıtlıkları ayırmak için
Okuduğu roman değil hikâye kitabı.
*Parantez veya iki virgül arasından önce ve sonra:
Bana gelip, - güya üzüldüğünü hissettirerek- özür diledi.
Elleriyle tanımaya çalışırken ( gözleri görmüyor) bunun bir vazo olduğunu anladı.
D)Aynı anlamı taşıyan ardı ardına kelimeleri birbirinden ayırmak için
Heyecan, coşku, enerji ve zindelik verir.
|
|
|
KONU: ULAMA
Konuşmayı bozan ve çirkinleştiren nedenlerden biri de, cümlenin akıcılıktan yoksun oluşudur. Akıcılıktan yoksunluğun kökeninde, Türkçenin konuşma dilindeki önemli kurallarından, diksiyonun özelliklerinden biri olan ulamayı bilmezlik yatar.
Ulama bir sözcüğün sonundaki ünsüz (sessiz) harfin, bir sonraki sözcüğün başındaki ünlü (sesli) harfe bağlanıp, onunla beraber söylenmesidir.
Ulama Söz akışına pürüzsüzlük ve tatlılık verir. Uygun ulama yapılan konuşmalarda veya seslendirmelerde ses bir nehrin akışı gibi sakin ve düzenli olarak ilerler.
Ör: Dün akşam üç ekmek aldım.- Dü-nak-şa-müç-ek-me-kal-dım haline gelir.
Konuşmanın akıcılıktan yoksunluğu, yalnızca bu kurala uymazlığın bir sonucu değildir. Ürkek, tedirgin, sinirli, sıkılgan, kaçınık( münzevi) kişilerle yanlış eğitimli kimselerde, bu niteliklerinden ötürü kopuk kopuk, kesik kesik konuşurlar.
ULAMA ÖZELLİKLERİ
1-Sessiz harfle biten bir kelimenin son harfi sesli harfle başlayan yanındaki kelimelerin ilk harfiyle birleşir.
Yazı dilinde Konuşma dilinde
AK-ŞAM- OL-DU AK-ŞA-MOL-DU
E-LİM-DEN- AL-DI E-LİM-DE-NAL-DI
2-Orijinal yapılarında “b,c,d,g” harfleriyle biten kelimeler vardır. Bunlar yalın kaldıklarında “p,ç,t,k” ya dönüşürler. Yazı dilinde sonlarına ek aldıklarında yumuşak konuklarına dönerler. Örneğin Arapça orijinaliyle “kitab” Türkçede “kitap” şeklinde yazılır. Ancak yanına ek aldığında “kitabım” örneğinde olduğu gibi “p”, “b” ye dönüşür. Konuşma dilinde ise ulama bu kurala paralel olarak aynı kelimeyi bir sonraki kelime ile ilişkilendirir. Yazı dilinde sert olan harf ulama ile yumuşar.
Yazı dilinde Konuşma dilinde
(Mahmud) Mah-mut ev-len-di Mah-mu-dev-len-di
Mes-ut ol-du Me-su-dol-du
Ki-tap al-dı Ki-ta-bal-dı
3-Türkçede kelime sonundaki “k” ünsüzünü “h” ünsüzü ile başlayan bir kelimenin izlemesi durumunda “h” ünsüzü düşer. İki kelime birbirine bağlanır.
Yazı dilinde Konuşma dilinde
Ye-mek-ha-ne Ye-me-ka-ne
E-rik- ho-şa-fı E-ri-ko-şa-fı
4-Eğer kelimeler arasında durak olursa, kurala uygun olsa da ulama yapılmaz.
Yazı dilinde Konuşma dilinde
İstiyorum, onu göreceğim istiyorum, onu göreceğim
Koşuştururken, okulu unuttu Koşuştururken, okulu unuttu.
5-Bazı durumlarda iki ayrı kelimenin tek heceli olan ilkinde bir ünlü düşer ve iki kelime birleşir.
Yazı dilinde Konuşma dilinde
Ne –i- çin Ni-çin
Ne –a- sıl Na-sıl
Ne –ol-du Nol-du
|
|
|
KONU: TONLAMA –ENTONASYON
Tonlama (intonation) ses titreşimlerinin yükselip alçalmasıdır; titremleme, perdelenme, ton güdümü de denilmektedir.
Ayrı ses yapılarına sahip olan sözcükler, doğal olarak ayrı ayrı seslendirilmeyi gerekli kılarlar Her sözcüğün kendine özgü tonları, yani yükselip alçalmada farklılık gösteren sesleri vardır. Hiçbir sözcük, yazılımları aynı olanlar (sesteşler) bile, vurgu ve ton yönünden aynılık gösteremez. Konuşmada ezgiyi sağlayan ve besleyen kaynak da işte seslerin( tonların) bu başlıklarından, çeşitliliğinden, perdelenmelerindeki farklılıktan oluşmaktadır.
“Entonasyon cümle akışında ton güdümü tarzıdır.”
Ton, kelimeye; vurgu kelimeye ve cümleye; entonasyon ise sadece cümleye aittir. Mantığa ve psikolojiye dayanan fonik ve melodik anlatım ve belirleme yolu olan entonasyonun esası dile göre değişebilir. Her dilin kendine özgü bir cümle melodisi vardır. Sesin yükselip alçalması bakımından cümlede başlıca 5 çeşit entonasyon gidişi görülür:
1- Düz 2- Yükselen 3- Alçalan 4- yükselip alçalarak dalgalanan 5- alçalıp yükselerek dalgalanan
Entonasyon cümlenin tipine göre değişebilir. Mesela, İngilizcede cevabı “evet” veya “hayır” olan bir sorunun entonasyonu, cevabı “evet” veya “hayır” olmayan bir sorunun entonasyonundan farklıdır. Birinci tip soruda cümle sonunda ton yükselir, ikincisinde ise alçalır. Türkçede ise böyle kesin bir şart yoktur.“ Bu kitabı ister misiniz?” sorusundaki son hece düşük olarak biter.
“Do you want this book? Sorusunda ise son hece yükselmiş olarak biter.
Entonasyonda sesin yükselmesi, alçalması esas olmakla beraber duraklama da ikinci bir esas sayılabilir. Bu duraklamalar dilbilgisine (yani anlama) ve cümle ahengine göre olabilir. Vurgu ve tonda olduğu gibi, entonasyonun da mantığı, duyuşa vb. göre olan çeşitleri vardır.
Yanlış tonlama, yanlış vurgulamaya dayanır: Her ikisi birden tümcenin doğal ezgisini bozar. Anlam aktarımını, anlatım inceliklerini ve etkimeyi engeller. Başka bir deyişle, tümcenin mantıki ve coşkusal özüne ters düşer, o zaman konuşma amacına ulaşamaz. Konuşmadan beklenen sonuç da elde edilmez.
Ör: Aşağıdaki cümlelerde ortaya çıkabilecek “ En iyi deniz”, “ Sağlam lastik tamiri” gibi bir algılamayı, ancak doğru yapılmış bir tonlama önleyebilir.
Ör: “En iyi, denizde yüzme öğrenilir.”
“Sağlam, lastik tamiri yapılır.”
Kuşkusuz, yanlış tonlama da boğumlanma bozukluklarıyla vurgu yanlışlarında olduğu gibi, kötü alışkanlıklardan, bilgisizlikten veya umursamazlıktan ileri gelebilir. Konuşmamızın doğru, düzgün ve güzel olmasını istersek, tonlama üzerinde titizlikle durup uzun alıştırmalar yapmamız gerekecektir. Bu arada, boğumlanma bozukluklarıyla vurgulama yanlışlıklarından başka, konuşmayı bozan ve çirkinleştiren;
Akıcılıktan yoksunluk
Tekdüzelik
Yersiz durgu ve duraklar
Tartım ve hız bozuklukları,
Sesi ve soluğu denetim altına almak,
İyi dinlememek. Gibi önemli kusurları ve düzeltme çalışmalarını onlar üzerinde de yoğunlaştırarak sürdürmek zorundasınız.
Tonlama, özellikle şu tür cümlelerde kendini daha çok belirginleştirir;
Emir cümlelerinde:
Uğraş, didin, düşü, ara, koş, atıl, bağır…
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır (Tevfik Fikret)
Soru cümlelerinde:
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım?
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda(M.Akif)
Ünlem cümlelerinde:
Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!
ÖRNEKLER
Bir babanın ödevlerini tamamlamış çocuğuna, memnuniyetini belli eden tatlı, okşayıcı sesiyle:
— Gel buraya! (Beğenme, teşekkür duygusu)
Çocuk, yetersiz kaldığı bir konuda kaçamak davranışlarla kendini güç duruma sokarken, şakayla, abartılı bir tonla:
— Gel buraya! (Şaka duygusu)
Başaralı olduğunu sandığı çocuğunun, keyfi davranışlarla bu durumdan uzaklaştığını gördüğü için kızan, öfkeli bir baba, sert bir tonla:
— Gel buraya! (Kırgınlık, dargınlık, hayal kırıklığı duygusu)
Aşağıdaki tekerlemeyi, altında belirtilen değişik anlatımları elde edecek doğrultuda vurgulamaya ve tonlamaya çalışalım.
"Sinoplu Sarı Saltıklardan Saatçi Suat'la, Semerci Serkeş Sezai, Sideli Saf Selahattin'i Sarıyer'in sezon sonu satışlarına çağırmış.“
1.Doğal (yansız, spikerce) anlatım
2.Hayretle
3.Hayranlıkla
4.Kıskanç bir edayla
5.Küçümseyerek
6.Tiksinerek
”Rizeli Recep Bey rica ederim resimleri renkli, renksiz ayırmayın.”
Yukarıdaki tekerlemeyi aşağıda belirtilen anlam çeşitliliğinde vurgulayarak tonlamaya çalışalım.
1. Doğal
2. Azarlayarak-sevgisiz
3. Azarlayarak-sevgiyle
4. Yalvararak
5. İncelikle
6. Öfkeyle
7. Tehditle
Aşağıdaki cümleleri önce ilk biçimleriyle, sonra da yaptığımız değişiklikleri göz önüne alarak okuyunuz. Farklılıkları izlemeye çalışınız.
Bekle kardeşim. Sakin ol çocuğum!
Kardeşim bekle. Çocuğum, sakin ol!
Korkma dostum! Sırtım ağrıyor doktor bey.
Dostum korkma! Doktor bey sırtım ağrıyor.
Bunu bana niye söylemedin? Bu cümleyi aşağıda verilen değişik anlamları içerecek şekilde tonlamaya çalışalım.
1. Mesajınız bitti, başka amacınız yok.
2. Bunu bana keşke söyleseydin.
3. Bunu bana söylememekle hata ettin.
4. Bunu senden hiç beklemezdim.
5. Korktuğum şey başıma geldi.
OLMAZ PEKİ
-Olmaz: Doğal -Peki: Onaylıyorum.
-Olmaz: Öyle demedim -Peki: Öyle olsun.
-Olmaz: Kaygılı -Peki: Görürsün sen gününü!
-Olmaz: Yanılıyorsun. -Peki: Kesinlikle.
-Olmaz: Kızgınlık (izin veremem) -Peki: Kanıtlayacağım.
-Olmaz: Yumuşak, sevecenlikle -Peki: Çok iyi anladım.
ŞİMDİ HAYIR
-Şimdi: Hemen. -Hayır: Doğal
-Şimdi: Geberteceğim onu! -Hayır: Öyle demedim.
-Şimdi: Konumuza geçelim artık. -Hayır: Kaygılı
-Şimdi: Diyelim ki, sen gelemedin. -Hayır: Yanılıyorsun
-Şimdi: Güzelim, hayatım! -Hayır: kızgınlık(izin yok)
-Şimdi: Tövbe, tövbe! -Hayır: Yumuşak, Sevecen
-A: Aman efendim! -E: Biz ne dedik?
-A: Ne önemi var. -E: Sonra ne oldu? (aşırı merakla)
-A: Biraz şaşırarak. (küçük, hayret) -E: Yok canım! (Tersleyerek)
-A: Olmaz efendim! (büyük hayret) -E: Vay terbiyesiz, vay!
-A: Sulandırdın ama! -E: Başka ne var, ne yok?
-A: Üstüme iyilik sağlık! -E: Tadını kaçırdın yeter artık!
-AH: Bir görsem! -EH: İdare eder.
-AH: Treni kaçırdım. -EH: Be kardeşim!
-AH: Ben de olsaydım! -EH: Yuvarlanıp gidiyoruz.
-AH: Tam kötekliksin! -EH: Gerisini sen düşün.
-AH: Emeklerime acıyorum. -EH: Dediğin gibi olsun.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Konu: Durak-Soluk-Diyafram alıştırma
VİRANE
Bir viraneye ne kadar derinden bakarsak bakalım; gözümüze çarpan her şeyle aramıza, eskimenin küf kokulu örtüsünden türeyen mesafeler giriyor mutlaka.
Kurşuni bir sis bulutunun ortasında, yakınlaştıkça uzaklaşan bir virane var. Duvarlarının yıkık yerlerinden, kim bilir hangi kırık yaz sonundan kalma çerçöple karılan harç tozları dökülmüş.
Sıva çatlaklarında geçmişin gelgitinden sağ kurtulan avizeler, kahkahalar çınlıyor.
Hava soğuk...
Yerlerde toprağa bulanarak mevsimini yitiren çürümüş ayva yapraklarına rastlanıyor.
Boyası epeyce aşınmış merdiven tırabzanlarına küçük tarihlerin parmak izleriyle silik notlar düşülmüş.
Çatının açılmış yerlerinden aşağılara sarkan gümüş rengi soğuk ışık huzmeleri bu notları aydınlatıyor.
Tavandan sarkan teli kopmuş bir ampul, ara sıra uğrayan ayaz yeline kapılarak sallanmasını sürdürüyor.
Tahta kalaslarda çivi delikleri bitmek tükenmek bilmeyen paslı kanamalar geçiriyor.
Baktığımız her yönde, duvarda izini bırakıp hayattan çekilen birkaç tahta çerçeve iziyle karşılaşıyoruz.
Elimizi hayatın tozlu hafızasına uzatmaya cesaretimiz varsa, sararmış birkaç resim parçasına da rastlayabiliyoruz kıyıda köşede.
Çünkü böylesi viraneler, her şeyin bir parçasını gizliyor mutlaka kuytularında.
Ne tam hatırlanabilsinler, ne tam unutulabilsinler diye...
Ne kadar dikkat etsek de, hafif bir burkulma hissinden başka bir tad kalmıyor damağımızda bu eski köhne hesaplardan.
Bir viraneye ne kadar derinden bakarsak bakalım; gözümüze çarpan her şeyle aramıza, eskimenin küf kokulu örtüsünden türeyen mesafeler giriyor mutlaka.
Ya da virane, rutubetin zorba dokunuşlarıyla çözülen çaput parçalarından, dayama yastıkları ve ot minderlerin etrafa yaydığı saman sarısından, bütünlüğünü kaybetmiş, anlamsızlaşmış cam parçacıklarından, dua kitaplarından, gazete kırpıntılarından, eski okul defterlerinden, bükülüp atılmış tel yumaklarından, yamulmuş alüminyum tavalardan, kızılı çıkmış bakır sahanlardan, şişe tıpalarından, mum eriyiklerinden, yağ lekelerinden dokunmuş bir şala bürünerek gizleniyor ve koruyabildiğince koruyor meraklı varlığımızdan kendini.
Virane ne kadar bize ait bir sızıysa, bir o kadar bizden uzak bir sızıdır sonuçta.
Kurşuni bir sis bulutunun arasından hayatımıza dokunan bütün bu görüntüler; görmekten kaçınamadığımız ve aynı zamanda görmekte zorlandığımız ayrıntılarıdır bir köşede çılgınca birikmekte olan hayatlarımızın.
Kurşuni bir sis bulutunun arasından, içimize açılan derin pencerelerden ve nabız atışlarımızdaki beklenmeyen ritim değişikliklerinden ayrı ayrı sızarak avuçlarımızı dolduran bu esrarlı hayal, bu inkar edilmez gerçek, gerçekle hayalin bu sarsıcı hatıra fotoğrafı, dişlerimizin arasına sıkıştırılmış metal bir künye gibi soğutur günlerimizi.
Ona bakar dururuz, o bize bakar durur, zaman akar durur ve biz zamanın kıvamı kaçmış bulamacına akar dururuz.
Hepimiz içimizde sızlayan viranelerle yaşayıp gidiyoruz.
Hepimiz üstümüzdeki bu betonarme geleceğin altında eziliyoruz.
Gökhan ÖZCAN
----
Konu:Y Darlaşma Alıştırma
Âşık Olabilme İhtimali
Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...
Sokağa fırlayacaksınız...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksiniz...
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık."
"Yaşamak güzel."
"Boş ver, her şey unutulur."
Siz hiçbirini duymayacaksınız...
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksiniz...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başınızı kaldırıp Ne dedin?" diye sormayacaksınız...
Yalnız kalmak isteyeceksiniz...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksiniz...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz...
Gittiğiniz yerlere gitmek...
Bu size hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksınız...
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız...
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz...
Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız...
Hiçbir şey oyalamayacak sizi...
İlaçlara sığınacaksınız...
Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksiniz...
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz...
Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz...
Nafile...
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz...
Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz...
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz...
Aramayacağını bile bile...
Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek...
Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla...
Yüreğiniz burkulacak...
Canınız yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz...
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız...
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz...
Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz...
Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak...
Gelgitler içinde yaşayacaksınız...
Buna yaşamak denirse...
****
Razı mısınız bütün bunlara...?
Hazır mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde aşık olabilirsiniz!
Pakize SUDA
---
Konu: SOLUK-DURAK ALIŞTIRMALARI
Baharla Gelen
İlkbahar, ardından gelecek olan yazı müjdelercesine sokaklarda püfür püfür esmeye başladığında, hepimizin yüreğinde bir şeyler filizlenir. İçimizde gürül gürül akan sevda nehirleri, kabına sığmamak için bahanesini bulmuş ve "kabarıp taşmanın zamanı gelmiştir" artık... Hele hele gönlümüz, yirmili yaşların delikanlılığında ise...
"Gözleri aşka gülen taze söğüt dalları", ne kadar, "seni benden daha çok mu sevecekler, a canım?" diye sorup sitemli serzenişlerde bulunan âşıklar bulamasalar da, bu mevsimde herkes, kalplerindekine "aşk" deyiverecek Mecnun’dan utanmayarak... Nasıl ki, neredeyse her ölene, kolayca "şehit" deniliyorsa... İkisini de sadece Allah bilir!
Sevdalılar, gönüllerine sevgi tohumunu serpenleri, "yakın gel, sokul ruhuma kadar..." diye çağırmıyorlar artık... Çünkü onlar için aşk, İngilizlerin "to make love" dedikleri gibi, sadece yapılır; hissedilmez. Sevdiğini "ruhuna sarıp adını kalbine yazan" şairin yüreğindeki yüceliği, zamanın "kör kuyularında merdivensiz kalanlar" nasıl anlasın? Aşkın sadece bedene hitab ettiğini sanan ve onun yegâne yöneticisi olan ruhu yok sayan anlayış, "seviyorum çılgınca, benliğimle, ruhumla..." diyenle hangi noktada buluşabilir?
Naz, artık bir tavırdan çok, artık kullanılmayan eski kelimeler gibi sadece sözlüklerde kaldığından mıdır, "tek zülüf görmek için can vermeye" kimsenin niyeti yok. Hoş, gereği de yok zaten... Kolay elde ettiğine fazla itibar etmeyen tabiatı ile insan, zahmetsiz rahmet gördüğünden "koklamadan atar elindeki çiçekleri"... Modern hayatın bu "al, kullan, at" savurganlığı nereye kadar sürecek; bilinmez?
Muhabbetin sadece "söyleşi" anlamında kullanılmasından sonra başlayan bu mana fukaralığı ve sevgisiz hayat, "toprağı çirkef; gökyüzü bodurum" bir mekânı sundu bizlere... Acaba baharın tertemiz ve ılık rüzgârı, üzerimize sinen "muhabbetsizlik" kirini temizlemeye yetecek midir? Artık sabahları, karşı komşumuza "günaydın!" diyebilip ondan da bir güler yüz görebilecek miyiz? Eskisi gibi, dostluklar kurup yine arkadaşlarımızla "kalplerimizi karşı karşıya" getirebilecek miyiz? Bu sorulara olumlu cevap verebildiğimiz gün, babaannelerimizin, anneannelerimizin, annelerimizin çeyiz sandıklarında unuttuğumuz muhabbet, tekrar kapımızı çalıyor demektir. O halde kapıyı açın artık!
Alper Şirvan
|
|
|
|
|
|